, herkesin imrendiği bir adamla evliydim

Saygın, başarılı, herkesin imrendiği bir adamla evliydim. Ankara’daki şık evimizde, onun felçli babasıyla birlikte yaşıyorduk. Kayınpederim Rauf Demir… Konuşamıyor, hareket edemiyor, sadece bakabiliyor ve nefes alıyordu. Bu tablo, evliliğimizin daha en başında bana konulan sert bir kuralla daha da ağırlaşmıştı. Deniz, evlenmeden önce bu konuda son derece netti. “Ben evde yokken babamın odasına asla girmeyeceksin. Onu yıkamayacak, üstünü değiştirmeyeceksin. Bunun için özel bakıcımız var.” demişti. O an bu şartı, zor bir aile geçmişinin ve aşırı hassasiyetin sonucu olarak görmüştüm. Sorgulamadım. Kabul ettim.

Ancak zaman geçtikçe, bu kuralın basit bir düzenleme olmadığı ortaya çıkmaya başladı. Evde her şey kusursuz görünüyordu. Düzenli gelen bakıcı, saatli ilaçlar, kilitli kapılar, kameralar… Ama tuhaf bir sessizlik vardı. Kayınpederimin odasından bazen geceleri gelen boğuk sesler, anlaşılmayan nefes değişimleri, Deniz’in bu konular açıldığında ani öfkelenmeleri dikkatimi çekiyordu. Ne zaman “Baban iyi mi?” diye sorsam, konuyu kapatıyor, “Doktorlar böyle dedi, karışma” diyordu.

Bir süre sonra bakıcının sık sık değiştiğini fark ettim. Gelenler kısa sürede ayrılıyor, hiçbiri vedalaşmadan gidiyordu. Sorduğumda ise “Dayanamıyorlar” cevabını alıyordum. Oysa iş tanımı netti, koşullar iyiydi. Bu noktada evde bir şeylerin yolunda gitmediği hissi içime yerleşti. Kayınpederimin gözleriyle bana bakışını unutamıyordum. Konuşamasa da, sanki bir şey anlatmak ister gibi bakıyordu.

Bir akşam Deniz şehir dışındayken, evde alışılmadık bir sessizlik vardı. Bakıcı gelmemişti. Telefonlar kapalıydı. Saatler ilerledikçe içimdeki huzursuzluk arttı. Kurala rağmen, ilk kez o kapının önünde durdum. Kapı kilitli değildi. İçeri girdiğimde gördüğüm manzara, yıllardır süren suskunluğun ardındaki gerçeğin ilk ipuçlarını verdi. Oda düzenliydi ama köşede yığılmış evraklar, eski raporlar, kapatılmamış bir çekmece vardı. Belgeler arasında, yıllar önce alınmış bir vasi kararı, iptal edilmiş sağlık raporları ve gizlenmiş resmi yazışmalar bulunuyordu.

O an anladım ki mesele sadece bakım değildi. Rauf Demir’in durumu, anlatıldığı kadar “geri dönüşsüz” değildi. Bazı raporlarda, iletişim kurabildiği, bilinç düzeyinin sanılandan yüksek olduğu yazıyordu. Ancak bu raporlar kullanılmamış, dosyaların arasına saklanmıştı. Odayı terk ederken kalbim deli gibi atıyordu. Bu bir ihmal değil, bilinçli bir susturma hâliydi.

Ertesi gün bağımsız bir doktora danıştım, belgeleri isimsiz şekilde gösterdim. Aldığım yanıt, her şeyi daha da netleştirdi. Kayınpederimin durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği, bazı uygulamaların hukuka aykırı olabileceği söylendi. Bu noktadan sonra mesele bir aile sırrı olmaktan çıktı; ciddi bir hukuki skandala dönüştü.

Uzmanlar, bu tür vakalarda felçli ya da konuşamayan bireylerin iradelerinin yok sayılmasının büyük bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Vasi kararlarının kötüye kullanılabildiği, miras ve kontrol meselelerinin bu suskunlukların arkasında yer alabildiği belirtiliyor. Türkiye’de benzer birçok dosyanın, “ev içi mesele” denilerek yıllarca kapalı kaldığı da biliniyor.

Benim için ise geri dönüş yoktu. Evliliğim, güvenim ve kurulu düzenim bir anda anlamını yitirdi. O evde asıl felçli olanın kim olduğu sorusu zihnime kazındı. Şimdi gözler, ortaya çıkacak resmi incelemede ve saklanan gerçeklerin bir bir gün yüzüne çıkmasında. Çünkü bazı sessizlikler, masum değil; sadece uzun süre susturulmuşt
Reklamlar