indi. İnsanların kendisini önemli biri sanmasını istediğinde hep giydiği o lacivert ceketi vardı üzerinde. İki Noel önce ona aldığım o pahalı ayakkabılar. Aynı yüz—fakat bu sabah o yüzde ne bir suçluluk ne de bir utanç vardı. Sadece bir can sıkıntısı vardı. Sanki onu zahmete sokmuşum gibi. Bahar da yolcu koltuğundan indi. Beyazlar içindeydi. Gelinlik değildi tabii. Daha beteri. Yumuşak keten bir tulum, pahalı sandaletler, altın halka küpeler ve bir şampuan reklamındaymış gibi sırtından aşağı dökülen parlak saçlar. Sabah ışığında sol elindeki bir yüzük parıldadı. Bir saniyeliğine gözüm ona takıldı ve göğsümün içinde bir yerlerden kuru, hafif bir çıtırtı koptu. Sonra Rıza kapıdaki zinciri gördü. Yüz ifadesi değişti. "Meryem," dedi dikkatlice, sanki bir hayvanı sakinleştirmeye çalışır gibi. "Kapıyı aç." "Hayır." Yaşlı polis ona baktı. "Kocası mıyız?" Rıza, resepsiyonistlere ve banka müdürlerine gösterdiği o gülümsemeyi takındı. "Evet. Rıza Salıcı." "Hayır," dedim. "Rıza Menteş. Salıcı benim soyadım." Polis ikimizin arasında göz gezdirdi. Rıza’nın gülüşü dondu. Bahar ona doğru yanaştı. Beni tepeden tırnağa süzdü; sabahlığıma, çıplak ayaklarıma ve makyajsız yüzüme baktı. Sonra dudakları kıvrıldı. O gülümseme beni kahveden çok daha çabuk ayılttı. "Memur bey," dedi Rıza, "karım bir tür kriz geçiriyor. Ayrılacağımızı öğrendi ve mantıksız tepkiler veriyor. Ben iş seyahatindeyken kilitleri değiştirmiş. Annem de endişelenmiş." "Annen senin Antalya’da olduğunu biliyor muydu?" diye sordum.
Beni duymazdan geldi. "Eşyalarım içeride kaldı," diye devam etti. "Önemli evraklar. Kıyafetler. İş bilgisayarım. İçeri girmemiz lazım." "Bizim mi?" diye sordum. Bahar’ın gülümsemesi keskinleşti. Rıza sonunda bana baktı. "İşi çirkinleştirme." Güldüm. Yüksek sesle değil. Tiyatrovari de değil. Sadece bir kere. Herkes duydu. "Rıza," dedim, "bana sabaha karşı 03:16'da Bahar’la evlendiğini ve on aydır onunla yattığını yazan bir mesaj attın. Bana sıkıcı ve zavallı dedin. Sonra da annen saat dokuz olmadan kapımda polislerle bitip evi çaldığımı iddia etti. Çirkinlik senin valizinden çıktı." Genç polisin kaşları kalktı. Lütfiye Hanım’ın nefesi kesildi. "Yalan!" Telefonumu kaldırıp mesajı açtım. Yaşlı polis kapı aralığındaki küçük boşluktan okuyabilmek için iyice yaklaştı. Gözleri ekranda gezindi. Sonra Rıza’ya baktı. Bir erkeğin, giydiği şık ceketin bir üniformayı etkilemeye yetmeyeceğini anladığı anlar vardır. Rıza’nın o anlardan biriyle yüzleşmesini izledim. "Beyefendi," dedi polis, "bu mesajı siz mi gönderdiniz?" Rıza’nın çenesi kasıldı. "O özel bir mesajdı." "Ben onu sormadım." Bahar onun koluna dokundu.