Kocam düğün günümüzde öldü;

Koridorun karşısındaki yaşlıca bir kadın öne eğildi. "Affedersiniz, araya girmek istemem ama bu adam kendi düğününde ölmüş numarası mı yaptı?" Kerem’in yüzü karardı. "Bu özel bir mesele." "Toplu taşımada itiraf etmeye başladığında özel olmaktan çıktı," dedi kadın. Arkalarındaki genç bir çocuk yüzünü ekşitti. "Tamam da ailesi de kaçıkmış yani." Kadın sertçe, "Kendi de öyle," dedi. "Bu özel bir mesele." Arka taraflardan orta yaşlı bir adam, "Hanımefendi, adam zengin ve baskıcı bir aileden kaçmaya çalışıyor. Bu az buz bir şey değil," dedi. Otobüsün içi şu an elektriklenmiş gibiydi, tek bir kıvılcım her şeyi patlatabilirdi. Kerem bana baktı; hem çaresiz hem de öfkeliydi. "Onları boş ver. Beni dinle. Olan oldu. Geri dönüşü yok ama hala güzel bir hayatımız olabilir." Bir an için hayal ettim: Yeni bir şehir, güzel bir ev, bir aile, bankada para ve dünyada tek bir dert yok. Sonra bir tabutun üzerinde elimle durup, yıkılmamaya çalıştığımı hatırladım. Yapayalnız. "Geri dönüşü yok ama hala güzel bir hayatımız olabilir." Ona baktım ve sevgimin son kırıntılarının da parçalandığını hissettim. Otobüs bir sonraki durak için yavaşlamaya başladı. Çantamı alıp ayağa kalktım. Kerem de kalktı. "Doğru kararı verdin. Burada ineceğiz, havaalanına gideceğiz ve sonra—" "Hayır Kerem. Eğer bana en yakın polis karakoluna kadar eşlik etmeyeceksen, seninle hiçbir yere gelmiyorum." "Yapmazsın... Nasıl yaparsın? Senin için yaptığım bunca şeyden sonra!" Ona uzun uzun baktım. Sevdiğim adama, evlendiğim adama, ölümü beni neredeyse öldüren adama baktım. "Seninle hiçbir yere gelmiyorum." "Bunu kendin için yaptın. Sadece benim de buna uymamı bekledin ama uymayacağım. Her şeyi kaydettim ve polise gidiyorum." Karşıdaki kadın alkışladı. Otobüsün kapıları tıslayarak açıldı. Kerem’in yanından geçip koridorda ilerledim. "Merve, lütfen..." diye yalvardı Kerem arkamdan. "Bunu yapma. Mutlu olma şansımızı yok etme." Otobüsten indim. Caddenin karşısında bir polis karakolu vardı. Bir saniye orada titreyerek durdum, alyansım parmağımda aniden ağırlaştı. "Mutlu olma şansımızı yok etme." Sonra yürüdüm. Arkama bakmadım. Karakola girdim ve masanın önünde durdum. Telefonumu çıkardım ve Kerem’in itirafının kaydını buldum. Orada dikilip kocamın suçlarını ihbar etmeyi beklerken, bir şeyi ani ve gaddar bir netlikle anladım: Kerem aslında o düğün gününde ölmüştü. Bedeni ya da kalbi değil. Ama tanıdığımı sandığım o adam artık yoktu. Kerem aslında o düğün gününde ölmüştü.


Reklamlar