4 YAŞINDA BİR KIZ ÇOCUĞU EVLAT EDİNDİK

Ertesi sabah kahvaltı masasında Leyla elinde telefonla oturuyordu. Numarayı çevirmek üzereydi. Elini tuttum ve telefonu yavaşça masaya bıraktırdım.

“Eğer onu geri verirsen,” dedim gözlerinin içine bakarak, “sadece Ada’yı kaybetmeyeceksin. Beni de kaybedeceksin. Çünkü ben bir çocuğu, işlemediği bir suç yüzünden terk eden bir adamın eşi olmayı, ya da öyle bir karısı olmasını kabul edemem. Gökhan hayatımızı bir kez mahvetti Leyla. Eğer Ada’yı gönderirsen, ona bir kez daha zafer kazandırmış olacaksın. Onun kızını sevgiyle, dürüstlükle ve iyilikle büyüterek asıl intikamı alabiliriz. Onu o adamın temsil ettiği her şeyin tam tersi bir insan yapabiliriz.”

Leyla uzun süre sessiz kaldı. Gözyaşları masadaki fotoğrafın üzerine düştü. Sonra başını kaldırıp Ada’nın kapı aralığından bizi izleyen o ürkek gözlerine baktı. Ada, elinde bir bardak suyla orada duruyordu, sanki annesine ikram etmek ister gibi bir adım attı.

Leyla ayağa kalktı, Ada’nın yanına gitti ve dizlerinin üzerine çöküp ona sımsıkı sarıldı. “Özür dilerim,” diye hıçkırdı. “Çok özür dilerim küçük kızım.”

O gün o evi terk etmedik. Ada bizimle kaldı. Geçmişin gölgeleri bazen hala evimizin köşelerinde dolaşıyor olsa da, Ada’nın her kahkahası o gölgeleri biraz daha dağıtıyor. Biz sadece bir çocuk evlat edinmedik; biz aynı zamanda kendi yaralarımızı iyileştirecek o mucizevi gücü, affetmeyi ve saf sevgiyi evlat edindik. Artık Ada sadece bizim kızımız değil, karanlığa karşı kazandığımız en büyük zaferimiz.
Reklamlar