Serhat’ın… kızı mı?
Bana eşiyle evliliklerinden hiç çocukları olmadığını söylemişti. Bunu defalarca konuşmuştuk. Kaybettikleri şeylerden, hiç kurulamamış hayatlardan bahsetmiştik.
“Elif,” dedim, sesim çatlayarak, “yanılıyor olmalısın.”
Gözleri doldu. “Keşke,” dedi fısıltıyla. “Ama yanılmıyorum.”
Beni resepsiyon salonunun arkasındaki küçük terasa çıkardı. Gece serindi, ama içim yanıyordu. İçerideki ışıklar camdan süzülüyor, Serhat’ı görebiliyordum. Gülümsüyordu. Benim kocam artık. Birkaç dakika önce mutluluğun tam ortasındaydım.“Anlat,” dedim. “Ne biliyorsan anlat.”
Derin bir nefes aldı. “Annem Serhat’la evliydi. Ben yirmi bir yaşındayken annem öldü. Kanser. O zamanlar babam… çöktü. Uzun süre kendine gelemedi. Sonra biriyle tanıştı. Adını hiç söylemedi. Sadece ‘biri var’ dedi.”
Boğazım kurudu.
“Sonra,” diye devam etti Elif, “bir gün bana artık yalnız kalmak istemediğini, hayatına devam edeceğini söyledi. Ama… benimle bağını da yavaş yavaş kopardı. Aramalar azaldı. Ziyaretler bitti. En son altı ay önce konuştuk. Bana ‘artık geçmişi kurcalama’ dedi.”
Altı ay