8 yıl boyunca felçli kocama baktım

Ekranda bir isim belirdi: Nurten — Davut’un yıllardır gittiği rehabilitasyon merkezindeki fizyoterapistlerden biri. Önce açmadım. Sonra içime bir his düştü; açtım.

“İyi misin?” dedi. Sesinde alışık olmadığım bir tedirginlik vardı.

“Değilim,” dedim. “Davut gitti. Boşanma dilekçesi bıraktı.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Sonra Nurten nefesini içine çekti. “Bak,” dedi, “bunu söylemek istemezdim ama… bilmen gerekiyor. Dün merkezde bir şey unuttu… Ben de… Sana ulaşmazsam içim rahat etmeyecek.”

“Ne unuttu?” diye sordum. Sesim kendime bile yabancıydı.



“Bir dosya… ve bir zarf. Üzerinde senin adın yazıyordu. Ama… zarfın içinden başka şeyler çıktı.”

Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. “Ne çıktı?”

“Bir anahtar… bir de adres.” dedi. “Bir de… bir fotoğraf.”

Bir anda boğazım kurudu. “Fotoğraf mı? Kimin?”

Nurten tereddüt etti. “Davut’un… başka biriyle. Çok… samimi.”

Başımın içi uğuldadı. Benim sekiz yılım, başka birinin fotoğraf karesine sığmıştı.




Nurten “Bunu sana getireyim mi?” dedi. “Ya da sen gel… ama lütfen yalnız gelme.”

“Geliyorum,” dedim. “Şimdi.”

Çocukları komşuya bıraktım. Yolda elim direksiyonda ama aklım başka bir yerdeydi. “Belki yanlış anlamışız,” dedim. “Belki…” Ama içimdeki ses acımasızdı: “Hayır. Sen bunu zaten hissediyordun.”

Merkeze vardığımda Nurten beni kapıda karşıladı. Gözleri doluydu. Beni küçük bir odaya aldı; masanın üstüne koyduğu zarfı işaret etti. Zarfın ağzı zaten açılmıştı, sanki içinden gerçekler dökülüp geri toplanamamıştı.

İçinden bir anahtar çıktı: üzerinde metal bir etiket vardı, “B-12” yazıyordu. Bir de küçük bir kart: “Mavişehir Konutları, Blok B, Daire 12.” Fotoğrafı en sona bırakmıştı. Ben uzandım. Parmaklarım titriyordu.

Fotoğrafta Davut vardı. Yanında genç bir kadın. Gülüyorlardı. Davut’un yüzündeki ifade… sekiz yıldır görmediğim kadar hafif, özgürdü. Kadının eli Davut’un kolundaydı, Davut’un eli kadının belinde. Fotoğrafın arkasında tarih yazıyordu: Altı ay önce.

Altı ay önce ben hâlâ sabah dörtte kalkıp onu yıkıyordum. Altı ay önce ben hâlâ “Bugün adımların arttı” diye seviniyordum.

Nurten “Ben sadece dosyayı düzenliyordum,” dedi. “Zarf yere düştü. İçinden bunlar çıktı. Görmesem… söylemezdim. Ama bu… bu planlı.”

“Planlı,” dedim. Kelime ağzımda taş gibi ağırlaştı. “Yani yürümeyi sakladı mı?”

Nurten başını salladı. “Son aylarda ilerlemesi hızlandı. Ama sen gelmediğin günlerde… bazen daha iyi yürüyordu. Bunu rapora yazınca Davut kızdı. ‘Eşim öğrenirse…’ dedi. ‘Onu üzmeyin.’”

Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. “Benim öğrenmemi istemedi,” dedim. “Sekiz yıl… ve en son birkaç ayda bile bana yalan söyledi.”

Nurten “Bir de,” dedi, “dosyada bir şey daha var. Sigorta evrakları… tazminat… ve… imza.”

“Ne imzası?”
Reklamlar