9 Çocuğuna Ben Baktım… 12 Yıl Sonra

HİKAYENİN DEVAMI:

Sonunda dayanamadım. Bir gün okuldan saklandığını onu kapıda durdurdum ve artık bana olanları gizlediğini anlatmasını istedim.

Yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu.

"Sana gerçeği dağılımları hazırım,"  dedi titreyen bir sesle.

Dizlerimin bağı çözülmüştü.  "Ne gerçeği Emre? Neyin gerçeği?"  diye kekeleydim.

Gözleri yaşlarla dolarken bana doğru bir adım attı ve fısıldadı:

"O kaza günü yaşanan gerçek... Annemin şu an nerede olduğunu biliyorum."

“Sana gerçekleri hazırım” dedi titreyen bir sesle.

Dizlerimin bağı çözülmüştü. "Ne gerçeği Emre? Neyin gerçeği?" diye kekeleydim.

Gözleri yaşlarla dolarken bana doğru bir adım attı ve fısıldadı:

“O kaza günü yaşanan gerçek... Annemin şu an nerede olduğunu biliyorum.”

Bu beynimde yankılanırken nefes alamadığımı hissettim. Holdeki depolamak zorunda kalmak zorunda kalacak, aksi takdirde yere yığılacaktım. İki yıl... Tam iki yıl boyunca kız kardeşim Zeynep'in o fırtınalı gecede uçuruma sürüklendiğini, dünyanın o karanlık sularda kaybolduğunu düşünerek kahrolmuştum. Kardeşimin yokluğunda devam etme aklar düşmüş, hayatım o dokuzuncu sırada hem annelik hem babalık yaparken akıp gidiyordu. Şimdi karşımdaki altı yaşında yeğenim, dünya temizliği yıkanmış bir cümle kuruyordu.

"Nasıl yani? Emre, sen ne biliyor musun? Annen o kazada..." diyebildim sadece. Sesim, kendi kulaklarına bile yabancı gelen cılız bir fısıltıdan ibaretti.

Emre omuzlarından düşmek üzere olan okul çantasını yere bıraktı. Titreyen elleriyle montunun iç cebine uzanıyordu. Yıpranmış, parçaları sararmış ve tamamlayıcı katlanmaktan iz yapılmış bir kağıt parçası çıkarıldı. “O kazada ölmedi teyze” dedi yutkunarak. “Hiç ölmedi. Bizi korumak için devam etmek zorundaydı.”

Kağıttan alınan parmaklarım buz halinde. Bu bir mektuptu; Zeynep'in o çok iyi satırları, onun harflerini kıvırdığı inci gibi el yazısıyla yazılmıştı. Mektup yıllar öncesine, kaza gününe aitti.

“Bunu nerede buldun?” diye sordum. Gözlerim artık yanaklarımdan süzülüyor, çeneme doğru iniyordu.

“Bulmadım” dedi başını öne eğerek. "Hep bendeydi. O gece annem evden çıkmadan hemen önce odama geldi. Beni uzun uzun öptü, bu zarfı en sevdiğim bez ayımın başlangıcının içine sakladı ve 'Bunu sadece çok büyüdüğünde, her şeyi anlayabileceğin yaşadığında yaşadın aç. O zamana kadar bu ikimizin sırrı olacak,' dedi. Dört yaşındaydım teyze. İçinde ne yazdığını okuduğunu bile ama annemin bana olduğu son olduğu için onu herkesten sakladım. Bez ayımla yattım kalktım. Sonra büyüdüm... Okumayı söktüm. Ve öğrendim.”

Mektubu aralayıp okumaya başladımda kanım dondu. Zeynep'in rahmetli eşi, Emre'nin babası, dışarıdan mükemmel bir aile babası gibi görünse de aslında karanlık bir dünyaya bulaşmıştı. Çevredeki acımasız tefecilere akıl almaz boyutlarda borçlanmış, senetler imzalamıştı. Hastalığı onu aramızdan aldığımızda, bu adamlar Zeynep'in kapısına dayanmışlardı. Zeynep mektubunda, adamların çocuklarına zarar vereceklerini geniş çapta yazıyordu. Zeynep o fırtınalı gecede, peşindeki adamları atlatmak ve dikkatleri başka yöne çekmek için o korkunç kazayı kurgulamak zorunda kaldı. Arabayı uçuruma doğru yuvarlamadan hemen önce döndürülebilir hale getirilmiş, izini kaybetmişti. Böylece adamlar onun hakkında düşünecek, peşine düşecek ve en önemlisi, benim kanadımın altında o dokuz masum numaradan asla dokunmayacaklardı go'rsele ileyn devamı sonraki sayfada..

Reklamlar