Rüya Durmaz, yüzündeki belirgin doğum lekesi nedeniyle çocukluğundan beri insanların acımasız yorumlarına maruz kalmıştı. En ağır sözleri ise yabancılardan değil, kendi babası Emin Durmaz’dan duymuştu. Emin, kızını değersiz olduğuna inandırmış, yıllarca doktorlar ve güçlü ilaçlar aracılığıyla onu kontrol altında tutmuştu.
Rüya’nın annesi Lale, on iki yıl önce Bolu’daki aile evinin verandasından düşerek hayatını kaybetmişti. Olay kayıtlara kaza olarak geçmiş olsa da Rüya buna hiçbir zaman inanmamıştı. Annesinin ölümünden sonra babası üzerindeki baskıyı artırmış, Rüya’nın duygusal olarak dengesiz olduğunu iddia eden doktor raporları hazırlatmıştı.
Yirmi dokuz yaşına geldiğinde Rüya, babasının ayarladığı bir evlilik için Ankara’daki büyük bir salonda yüzlerce kişinin karşısına çıktı. Evleneceği kişi Mert Nelson’dı. Mert’in ailesine ait şirket büyük bir mali skandal nedeniyle iflasın eşiğine gelmiş, babası haksız yere suçlanarak hayatını kaybetmişti. Kız kardeşi ise ekonomik sorunlar yüzünden üniversite eğitimine ara vermek zorunda kalmıştı.
Emin, Mert’e ailesinin borçlarını kapatmayı, babasının adını temize çıkarmayı ve şirketini kurtarmayı teklif etmişti. Karşılığında ise Rüya ile evlenmesini istiyordu.
Bu evlilik sevgiye değil, iki insanın çaresizliğine dayanıyordu. Ancak Mert, Rüya’ya başkalarının yaptığı gibi küçümseyerek yaklaşmadı. Onun hakkında duyduğu söylentileri tekrarlamak yerine kendisini tanımak istediğini söyledi. Rüya ilk kez bir erkeğin kendisine acıyarak ya da alay ederek bakmadığını gördü.
Düğünden önce Rüya, annesine ait eski bir dikiş kutusunda küçük bir anahtar bulmuştu. Anahtarın babasının çalışma odasında sakladığı gizli belgelere ait olduğunu düşünüyordu. Anahtarı gelinliğinin içine dikti. Emin’in gönderdiği adamlar odasını arasa da onu bulamadılar.