67 yaşımda farkettim bi anormallik ruhuyla bedenim asla bütünleşemiyordu, garip hissediyordum ama ben bir erkektim herkes de öyle söylüyordu, ama erkek kiyafetleri değişmekten nefret ediyordum, ruhum iç sesim bambaşkaydı. Ablamın kıyafetleri çok ilgimi çekiyordu elbiseleri çamaşırları genel olarak hep bozulurdu, büyük ablam evlenmişti güçlüyle sık sık sürekli bizelerdi Eniştem bana çok yakındıdu, aslında sanki durumun farkındaydı gibi çok güzel söylüyordu ve bu benim bir şekilde ablam kırmızı çamaşırlarını istermisin giydim giydim, sonra eniştem...
Bir gün bana şöyle dedi:Ablanın kırmızı çamaşırını giymek ister misin?”
Ne diyeceğimi bilemedim. Sanki içimdeki o başka ben “evet” dedi. Çünkü o kıyafetleri giymek içimdeki kişiyle birleşmem gibiydi. O an sadece kendim olmak istedim. Giydim. Ama… o an bittiğinde, gözlerindeki bakışı gördüğümde bir ürperti hissettim. Kalbim delice atmaya başladı. Yanımda kalmak istiyordu. Daha fazlasını yapmak istiyordu, hissettim. Ama ben istemiyordum.
İçimdeki çocuk birden bağırmaya başladı:
“Korkuyorum!”
O an hiçbir şey söylemeden kaçtım. Kapıyı çarptım. O gün suskunlaştım ama içimde bir şeyler değişmişti.İşte o an, belki ilk kez güçlü bir karar verdim:
“Beni ben olarak kabul etmeyen, bana zarar verecek kimseye boyun eğmeyeceğim.”
Büyümek kolay olmadı. O yılları kendi içimde savaşarak geçirdim. Sessizdim. Ama biriktiriyordum. Sonra bir gün – belki de en cesur anımda – biriyle konuştum. İçimi döktüm. Onunla birlikte çocukken yaşadığım duyguları, korkularımı, kim olduğumu anlattım. O kişi psikolojik danışmandı. Ve ilk defa biri beni “garip” değil, “anlaşılması gereken biri” olarak gördü.
Sonra terapi başladı. İçimdeki karışık duyguları, travmayı, bastırılmış kimliğimi tek tek ortaya çıkardık. O kırmızı çamaşırla karışık olan suçluluğu, korkuyu, utancı – hepsini konuştum. Ağladım, yazdım, haykırdım.
Ve sonra, bir gün kendime baktım ve dedim ki:
“Ben hep bendim. O çocuk da bendim, bugün güçlü olan da benim. Utanma zamanı değil, iyileşme ve kendini sevme zamanı.”
Şimdi büyüdüm. İçimdeki o çocuk hâlâ benimle. Onu her sabah aynada selamlıyorum. O artık yalnız değil. Çünkü artık kendimi biliyorum. Kimseden saklamadan, korkmadan yaşayabiliyorum. Elbiselerim ne renk olursa olsun, sesim nasıl çıkarsa çıksın:
Ben değerliyim.
Ve bu hikâyeyi yazıyorum çünkü biliyorum ki… belki bir çocuk şu an o aynaya bakıyor ve kendini anlayamıyor. Belki bir yetişkin, çocukluğundaki yaraları hâlâ taşıyor.
Onlara söylemek istiyorum:
Saklama. Konuş. Korkma. Sesin duyulmayı hak ediyor. Çünkü sen, olduğun hâlinle yeterince güzelsin.