**mlu.**
O kazayıdıdum.
Babam aylarca vicdan azabı çekmiş, toplananları okumadan geçtiğini söylemişti. Ben ise o günlerde küçük bir çocuktum ve olayın ayrıntılarını hiç öğrenememiştim.
Mektubu okumaya devam ettim.
"Kimse seni suçlamadı. Çünkü sen sadece bir çocuktun. Ama ben uzun yıllar boyunca o kazanmak acısıyla yetindiler."
Boğazımdüğündi.
Kemal devam ediyor.
"İlk yıllarda senden de ailenden de nefret etmiştim. İntikam almayı bile düşünmüştüm. Daha sonra yıllar sonra tesadüfen bir hastanede gördüm. Yaşlı bir kadına nasıl yardım ettiğini görüyordum. O gün senin, kafamda uzun yıllardır düşman olarak çoğaldığım kişi yoktu."
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
"Sonra seni araştırdım. Belediyenin gönüllülerin bakım programına katıldığını öğrendim. İnsanlara hiçbir karşılık beklemeden yardım ediliyor. İçimdeki bütün öfke yavaş yavaş kayboldu."
Mektubun her satırı beni biraz daha sarsıyordu.
"Kanser büyüdüğünde öğrendiğimde çok az zaman içinde geçerliydi. Hayatım kaybettiklerimin yasını sürdürdüm ama affetmenin nasıl bir şey olduğunu sen bana uygulayabildin."
Gözyaşlarımı silemiyordum.
"Sen benim ailemi öldürdün. Baban da bunu isteyerek yapmadı. Hayat bazen insanlar çok ağır sınavlar verir. Ben bunu öğrenmek için otuz yıl bekledim."
Bir başlangıç süresinde avukata baktım.
O da beni izliyordu.
Kemal mektubunun sonuncusu bambaşka bir gerçekten söz ediyor.
"Eğer yalnızca seni affettiğimi söylemek isteseydim bunun için evlenmemize gerek yoktu."
Şaşkınlıkla okumaya devam ettiniz.
"Ben seni gerçekten sevdim."
İçimde bir şeyler koptu.
"O kısa günlerde bana gösterdiği ilgi, bana hazırladığı yemekler, birlikte içtiğimiz çaylar... Bunların hiçbirini bana borçlu değildin. Buna rağmen orada kaldılar."
Artık hıçkırarak ağlıyordum.
"Hayatım boyunca ilk kez biri bana acıdığı için değil, insan olduğum için değer verdi."
Son satırlara yaklaşırken nefesimi tuttum.
"Sana küçük bir emanet bırakıyorum."