İki kızımız, Elif ve Mina, odalarının kapısının arkasından bizi dinliyordu. Seslerini duymuyordum ama ağladıklarını biliyordum. İçimde bir şey koptu.
“Yani sırf çocuklarımız kız olduğu için mi bizi bırakacaksın?” diye sordum.
Ahmet omuz silkti.
“Ben oğul istiyorum. Bunu anlamak bu kadar zor mu?”
O gece hiç uyumadım. Sabah olduğunda Ahmet bavulunu hazırlayıp annesinin evine gitti. Gitmeden önce de boşanma davasını açacağını söyledi.
Fakat asıl şaşkınlığı birkaç gün sonra yaşadım.
Avukatı aracılığıyla gönderdiği belgelerde, evimizin ve birikimlerimizin büyük bölümünde hak iddia ediyordu. Üstelik kızlarımızın masraflarını da mümkün olduğunca azaltmak için türlü bahaneler öne sürüyordu.
Sanki yalnızca eşinden değil, çocuklarından da kaçıyordu.
Ben ise ilk kez onun karşısında ağlamadım.