Eşimle tanıştığımda karısı vefat etmisti 10 yaşında Sinan adında bir oğlu vardı. Ben daha 20 yaşındaydım eşim benden baya büyüktü aramızda 15 yaş vardı. Oğluna hiç kötü davranmadım annelik yapmaya çalıştım, hasta oldu ben baktım, yedirip içirip okula gönderdim. Aradan yıllar geçti kocaman delikanlı oldu, aramız çok iyiydi, kız arkadaşlarıyla sorunu olsa hemen gelir bana anlatırdı. Benim çok güzel olduğumu söylerdi, kız arkadaşıyla tanıştırırdı beni, güzel kız maşallah derdim, sen daha güzelsin derdi bana. Böyle söylediği için kazıyordum ama hoşuma da gidiyordu, bende kadınım sonuçta, eşim tek bir güzel söz bile söylemezdi çünkü. Birgun eline çiçek alıp gelmezdi, gözü hiç görmezdi beni.
Haftasonu köye gideceğim derdi, sende gel bile demezdi bana, ben hep oğlu sinanla kalırdım evde. Budefa ben söyledim köye gitmek istediğimi beraber gidelim dedim, bu ara işler yoğun ben gidemem, sen istersen sinanla git dedi. Tam gerek yok diyecektim ki, Sinan, tamam olur ben götürürüm, gideriz beraber banada iyi gelir sıkıldım zaten dedi. Haftasonu küçük bir valiz hazırladım, sinanla çıktık evden, arabayla gittik köy evine. Sinan mangal yaptı, çay yaptı, bana hicbirsey yaptırmadı sen sadece yanımda dur gerisini ben hallederim dedi. Çok güzel bir gündü hersey mükemmeldi akşam oldu, eve geçtik, çok yorulmuştum kanepeye uzandım, Sinan yan koltukta oturuyordu ama hep bana baktığını hissediyordum, Bi an gözüm almış uyumuşum, birden bire bişey hissettim, uyandım, sinanın elleri, benim..
Kanepeye uzanmış, yorgunluğun ağırlığıyla gözlerimi kapamıştım. Birden Sinan’ın bana doğru eğildiğini hissettim. Gözlerimi açtığımda bana öyle bir bakıyordu ki, içinde sanki yılların birikmişliği vardı. O an kalbim çok hızlı çarptı. Ne yapacağımı bilemedim. Sinan’ın gözlerindeki duyguyu hemen fark ettim, bir adım daha atmasına izin verirsem yanlış bir yola girilecekti. Hemen toparlandım ve derin bir nefes alarak ona baktım: “Sinan, bak oğlum,” dedim, sesim biraz titreyerek. “Senin annenin yerini tutamam belki ama yıllardır sana bir anne gibi davrandım. Benim de bazen eksiklerim oldu ama seni hep sevdim, hep korudum. Şimdi bakışlarından anlıyorum ki içinden geçenler seni de şaşırtıyor olabilir. Bu duygular gelip geçici, lütfen kendine hâkim ol. Çünkü ben senin annen sayılırım. Sana yanlış yapmam. Sen de bana yanlış yapma.” Sinan utandı, yüzü kıpkırmızı oldu. Başını öne eğdi, fısıltıyla “Haklısın” dedi. Sessizlik oldu, sadece saat tik takları duyuluyordu. İçimden ise bir rahatlama geçti.
O an fark ettim ki aslında bu sınav sadece Sinan için değil, benim için de bir sınavdı. Şayet gözlerimi kapatsaydım, görmezden gelseydim ya da yanlış bir adım atsaydım, hem kendi onurumu hem de ailemizi kaybedecektik. Ertesi sabah erkenden kalktık, birlikte kahvaltı yaptık. Konuya hiç dönmedik. Yol boyunca Sinan sessizdi ama bir ara bana dönüp, “Sen haklıydın, bana ders oldu. Ben seni kırmak istemezdim” dedi. Onun bu olgun davranışı beni gururlandırdı. Köyden döndüğümüzde eşime hiçbir şey anlatmadım. Ama içimden şunu geçirdim: Hayatta her insanın önüne sınavlar çıkar. Bazen bu sınavlar çok ince bir çizgiden ibarettir. Bir söz, bir bakış, bir anlık zayıflık... Ama asıl önemli olan o çizgiyi aşmamak. İnsan kendine, değerlerine, ailesine sahip çıkmalı. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o geceyi hiç unutmadım. Çünkü Sinan’a da bana da büyük bir ders oldu: saygı, sınır ve değerler olmadan hiçbir sevgi gerçek olmaz.