Ev hâlâ tozluydu. Mutfakta yağ lekeleri vardı. Misafirler masalarda kırıntılar, etrafta lekeler ve dağınıklık bırakmıştı.
Saatler geçtikçe yorgunluğu arttı. Saat on bire geldiğinde sırtı bitkinlikten eğilmişti. Ama üst kat… sessizdi.
Ne ayak sesi vardı.
Ne akan su sesi.
Ne de konuşma.
İçindeki öfke yavaş yavaş kabarmaya başladı.
“Gelin! Aşağı in de yemeği hazırlamaya başla!” diye merdivenlerin altından bağırdı.