gösterişsiz bakır tepsiyi satmaya karar verdim.

Kocamın kumar borçları yüzünden evimize haciz gelince, rahmetli kayınvalidemin "Bana bir şey olursa sadece bunu sakla" tabiriyle o ağır, gösterişsiz bakır tepsisiyi antikacıya götürdüm; adam merceğiyle tepsinin kesimi mührü incelediğinde kepenkleri hızla bana teklif ettiği o dudak uçuklatan hizmetle koca bir yalanın ortasında yaşadığımı okuyor.

Antikacının kepenkleri indirişindeki telaşla, içerideki havayı bir anda ağırlaştırmıştı. Sokaktan gelen sesler kesildi; sadece kalbimin hızlı atışını duyuyordum. Adam, tepsiyi kadife bir örtünün üzerine oluşmuş bıraktı, merceğini tekrar gözüne taşıdı ve sanki bir şeyden emin olmak ister gibi mührün üzerinden kontrol edildi.

“Bunun nereden geldiğini biliyor musun?” diye sordu, sesi fısıltıya yakındı.

Başımı iki yana salladım. “Kayınvalidemden… Ölmeden önce bana şarkı.'Sadece bunu sakla' deniyordu.”

Adam derin bir nefes aldı, ardından mağazanın bölümünde kapıya kilit vurdu. “O zaman sana açık konuşacağım” dedi. “Bu bir sıradan bakır tepsi değil.”

İçimdeki bir değişiklik yeri değişiyor. Bir yandan haciz korkusu, diğer yandan adamın sesindeki ciddiyet… “Ne demek istiyorsun?”

“Bu mühür” dedi parmağıyla işaretleyerek, “Osmanlı sarayına ait özel bir işaret. Ama asıl mesele o değil.” Gözlerini bana dikti. "Bu tepsi, yıllardır kayıp olan bir koleksiyonun parçası. Ve bu koleksiyon… sadece maddi değil, tarih ve siyasi olarak da çok önemli."

Başım dönmeye başladı. “Yani… bu değerli mi?”

Adam hafifçe güldü, ama bu gülümsemede sıcaklık yoktu. "Değerli mi? Sanayi tekliflerinin kazandığı parayı duydun. O sadece başlangıç. Ama mesele para değil. Bu eşyanın peşinde olan insanlar var."

Sözleri içime soğuk bir taş gibi oturdu. "Ne tür insanlar?"

Cevapla. Sadece bana doğru eğildi. "Eğer bunu bana şimdi bırakırsa, sana hemen ödemeyi ayırır. Ve bu iş burada bitiyor."

Bir an duraksadım. Hacız kapıdaydı. Kocamın borçları borçları olmuştu. Bu parayla hayat kurtarılabilirdi. Ama kayınvalidemin o son bakışı… “Sadece bunu sakla.”

“Düşünmem lazım,” dedim.

Adamın yüzü gerildi. “Düşünmek için fazla süre olmayabilir.”

Tepsiyi çantama saklamadan çıktığımda hava kararmaya başlamıştı. Sokaklar onu daha dar, daha tehditkar görüyorlardı. Eve doğru arkadaki adımların adımlarının olduğu gibi izlenmişti. Birkaç kez izliyordum, kimse yoktu, devamı için sonrki syfaya geçti...

Reklamlar