KIZI EVLAT EDİNDİM: 25 YIL SONRA GELEN MEKTUP HAYATIMI ALTÜST ETTi

Eşim Kemal ile çocuk sahibi olamadık ve yıllarca bu gerçeği kabullenerek yaşadık. Ancak ellili yaşlarımıza geldiğimizde, yetimhanede çalışan bir komşumuzdan kimsenin istemediği beş yaşındaki bir kız çocuğunun hikayesini duyduk. Doğum lekesi yüzünden terk edilmişti ve kimse ona yuva olmak istemiyordu. Kemal'le hiç tereddüt etmeden o kızı evlat edinmeye karar verdik.

Adı Zeynep'ti. Onu gördüğüm ilk an kalbim sevgiyle doldu. Aradan geçen 25 yıl boyunca bizim her şeyimiz oldu; büyüdü, tıp fakültesine girdi ve insanlara yardım etme hayaliyle harika bir doktor adayı oldu. Hayatımızdaki en büyük gurur kaynağıydı.

Ta ki o sıradan sabaha kadar... Posta kutusunda pulsuz ve iade adresi olmayan gizemli bir zarf buldum. Zarfı açıp içindeki el yazısı mektubu okumaya başladığımda kanım dondu:

"Merhaba. Ben Zeynep'in biyolojik annesiyim. Bu size tuhaf gelebilir ama onun geçmişi hakkındaki gerçeği bilmeniz gerekiyor. Artık susamam, bu sırrı 20 yıldan fazla süredir taşıyorum..."

Daha ilk paragrafı bitirmeden ellerim titremeye başlamıştı. Gözlerim korkuyla mektubun geri kalanına kayarken, bunca yıldır inandığım her şeyi yıkacak o satırları okumak üzere olduğumu henüz bilmiyordum...

Mektubun devamını okurken nefes almayı unuttuğumu fark ettim. Gözlerim satırlar arasında hızla gidip gelirken, kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. Yetmiş beş yaşındaydım, hayatımın son demlerini huzur içinde geçirmeyi planlarken, o sıradan zarfın içinden çıkan bir kağıt parçası geçmişin üzerine örttüğümüz tüm o kalın örtüleri tek bir hamlede söküp atmıştı.

Titreyen parmaklarımla kağıdı düzeltip okumaya devam ettim.

"Size yalan söylediler," diye devam ediyordu mektup. "Zeynep o yetimhaneye rastgele terk edilmedi. Ben onu o soğuk taş binaya özellikle yerleştirdim. Çünkü o mahallede oturduğunuzu, çocuk sahibi olamadığınızı ve sevgi dolu insanlar olduğunuzu biliyordum. Sizi haftalarca, gizlice takip ettim. Kızımın sadece güvende olmasını değil, aynı zamanda şefkatle sevilmesini istedim. Ve yanılmadım. Ona harika bir hayat verdiniz. Siz onun gerçek ailesi oldunuz. Ben ise onu sadece uzaktan izlemekle yetindim. İlk bisiklete bindiği gün parkın köşesindeki ağacın arkasındaydım. Tıp fakültesinden mezun olduğu gün, o büyük tören salonunun en arka koltuğunda oturup sessizce ağlayan, yüzünü gizleyen kadın bendim."

Gözyaşlarım benden habersiz yanaklarımdan süzülüp kağıdın üzerine damladı. Bir anne olarak içgüdülerim ayaklanmıştı. Bu kadının anlattıkları bir itiraftan çok, bir veda gibi kokuyordu. Neden şimdi? Neden 25 yıl sonra? Cevap, hemen bir sonraki paragrafta bir tokat gibi yüzüme çarpacaktı.

"Ama şimdi her şey tehlikede. Zeynep'in boynunun altındaki, omzuna doğru uzanan o şarap rengi doğum lekesi... O sadece bir leke değil. Babasının soyundan gelen, o lanetli ailenin tüm fertlerinde bulunan genetik bir mühür. Zeynep'in babası sıradan biri değildi. Yeraltı dünyasının en acımasız, en karanlık adamlarından biriydi. Bir kız çocuğu istemiyordu, eğer gerçeği öğrenseydi onu ya satar ya da yok ederdi. Onu doğumda öldü gösterip kaçırdım.

Ancak geçen ay Zeynep'in çalıştığı hastanenin yerel bir gazetede haberi çıktı. Fotoğrafta önlüğü hafif kaymıştı ve o leke görünüyordu. Babası o fotoğrafı gördü. Benim yalan söylediğimi, kızının hayatta olduğunu anladılar. Dün gece evimi bastılar. Şans eseri kaçmayı başardım ama artık çok fazla vaktim yok. Benim peşimdeler ve çok yakında Zeynep'i bulacaklar. Bu mektubu okuduğunuz an, yalvarırım Zeynep'i alın ve o şehirden gidin. Polise gitmeyin, onların her yerde adamı var. Sadece kaçın. Kızımı, bizim kızımızı koruyun."

Mektubu elimden düşürdüğümde dizlerimin bağı çözüldü. Oturduğum sandalyeye yığılıp kaldım. 25 yıl önce, kucağıma ilk verdiklerinde omuzundaki o küçük, yıldıza benzeyen kızarıklığı öpüp kokladığım an gözümün önüne geldi. Kimsenin istemediği o leke, aslında onun ölüm fermanıymış devamı sonrki sayfada...

Reklamlar