Ne oluyor Ayşe?” diye mırıldandım, Elif’i dikkatlice uyandırırken.
Mideme bir ağrı saplandı.
Onun hemen yanında, özenle katlanmış bir kâğıt duruyordu — Ayşe’nin el yazısıydı.
Kerem,
Üzgünüm. Artık kalamam.
Lütfen Elif’imize iyi bak. Annenle ilgili bir söz verdim ve tutmak zorundaydım. Ona sor.
— A.
Evden çıktığımda, ev sesle doluydu.
Ayşe tezgâhın başında durmuştu; saçları topluydu, yanağında biraz çikolata kreması vardı. Radyoya uyumsuz bir şekilde mırıldanarak Elif’in doğum günü pastasını süslüyordu. Pasta koyu renkliydi, biraz yamuktu ama mükemmeldi — kızımızın istediği gibi.
“Unutma,” dedi omzunun üzerinden, “ışıltılı kanatları olanı istiyor.”
“Merak etme,” dedim kapıdan. “Kocaman, fazlasıyla parlak bir oyuncak bebek. Görev tamam.”
Güldü — ama gülüşünde eksik bir şey vardı. Gülümsemesi gözlerine ulaşmıyordu.
Elif masada oturuyordu; ördeğini bir kolunun altına sıkıştırmış, diğer elinde boya kalemi vardı. Annesine eşlik ederek mırıldanıyordu. Bana baktı, başını eğdi ve gülümsedi.
“Baba, gerçek kanatları olsun!”
“Seni asla hayal kırıklığına uğratmam,” dedim, kapıya yönelmeden önce bacağıma hafifçe vurarak. “Çok yakında dönerim.”
Her şey çok sıradandı.
Tanıdık.
Güvenli.
Her şeyin kırılmasından hemen önceki o sessiz normal hâl.