Eskiden Eylül, babasına uzun sesli mesajlar gönderir, çizgi filmlerden bahseder, babasının eve dönmesini sabırsızlıkla beklerdi. Ama şimdi gelen mesajlar kısa, resmi ve soğuktu: “İyiyim baba, çok ders çalışıyorum. Sedef annem benimle iyi ilgileniyor.” Bu kelimeler, Serhan’ın kalbinde derin bir şüphe ve korku uyandırıyordu.
Serhan, evinin otomatik kapısını açarken derin bir soluk aldı. Çoğunlukla kızı onu pencereden görür görmez neşeyle bağırır, merdivenleri koşa koşa inerdi. Ama bu sefer sessizlik hâkimdi. Mermer verandaya ismim attığında, pencereler kapalı, perdeler çekilmişti. Sanki evin içi bomboştu. Neşeli çocuk sesi yoktu.Kapıyı açtığında sessizlik içersinde Eylül’ün ismini defalarca seslendirdi. Üst kattan Sedef’in sert sesi duyuldu: “Eylül, ödevini bitirdin mi? Bitirmediysen bu gece nerede uyuyacağını biliyorsun.” Serhan’ın kalbi sıkıştı. Bu ses, onun tanıdığı sevgi dolu, sabırlı Sedef değildi. Bu, bamdiğer, soğuk ve tehditkâr bir sesdi.
Sessizce merdivenleri çıktı. Bodrum kata inen arka merdivene ulaştığında boğuk bir hıçkırık duydu. Bu ağlama, korku ve çaresizliğin sesi gibiydi. Serhan süratle bodruma indi. Karanlık köşede, demir bir kapı kilitliydi ve içeriden Eylül’ün kısık sesi geliyordu: “Lütfen, Sedef anne, ödevimi bitirdim. Beni çıkar.”
Serhan dizlerinin üstüne çöktü, kilide vurdu, çekiçle kilidi kırdı. Kapı açıldığında, Eylül küçük, büzülmüş bir haldeydi. Üstünde haftalar evvelce giydiği pembe kelebek desenli elbisesiyle, yerde bayat yemek tabaklarının arasında oturuyordu. Serhan onu kucağına aldı, hafifliğine şaşırdı. Merdivenleri çıkarken kızının kolları ve bacaklarındaki morlukları fark etti. Öfkesi damarlarında kabardı.
Eylül korkuyla babasına fısıldadı: “Babacığım, Sedef annem kızacak. Ben uslu duracağım, söz veriyorum.” Serhan’ın kalbi parçalanıyordu. “Endişelenme canım, bundan sonra sana zarar veremeyecek. Söz veriyorum.” dedi.
Mutfakta Sedef’i buldu. Kadın, sebzeleri doğrarken hafif bir melodi mırıldanıyordu; yüzünde düzmece bir gülümseme vardı. Serhan, “Eylül’ü bodrumda kilitlediğini biliyorum.” dedi. Sedef’in soğuk ve hesapçı bakışları ona yanıt verdi: “O çocuk disipline gereksinimi olan şımarık bir kız. Sen evde yokken ona sınır koymam gerekiyor.”
Serhan, “Kızımın bedenindeki izleri gördüm. Bunu inkar edemezsin.” dedi. Sedef, “Eylül manipülatif bir çocuk. Kendini koruyor.” diye savundu. Serhan öfkeyle, “Bu evden hemen çıkmanı istiyorum.” dedi. Sedef tehdit etti: “Pişman olacaksın.” Serhan, “Eylül’e bir daha dokunamazsın.” diyerek kararlılığını gösterdi.
Bodrum katına yine indiğinde Eylül’ün eşyalarını topladığını gördü. Kızının cebinden solmuş bir kartpostal çıktı; babasının Dubai’den gönderdiği. “Hadi gidelim buradan.” dedi Serhan. Eylül tereddüt etti: “Sedef izin verdi mi?” Serhan diz çöktü, göz hizasına geldi: “O bundan sonra burada olmayacak. Seni koruyacağım.”
Ertesi sabah aile hekimi Ahmet Bey geldi. Eylül’ü muayene ettiğinde durumun önemiyetini anlattı: “Eylül ciddi şekilde yetersiz beslenmiş, bedeninde sistematik işkencenin izleri var.” Serhan’ın yüreği burkuldu. Eylül, “Sedef beni bağlıyordu, olta sopasıyla vuruyordu.” dedi.
Serhan, Sedef’in dolabında kanlı bir olta sopası buldu. Kızını banyoya götürdü, ona sıcak suyla banyo yaptırdı, temiz kıyafetler giydirdi, kolay ama sevgi dolu bir yemek hazırladı. Eylül ilk kez gerçek sevgiyle tanışıyordu.
Serhan, avukatı Ercan Bey ile eş güdümlü Sedef’in geçmişini araştırdı. Sedef’in eski kocası Murat Özkan, Sedef’in diğer çocuklara da kötü davrandığını anlattı. Sedef, düzmece kimliklerle değişik ailelere dadılık yapıyor, çocuklara sistematik psikolojik ve fiziksel işkence uyguluyordu.
Serhan ve Murat, Sedef’in kurbanları olan çocuklar amacıyla destek kümeleri kurdu. Çocuklar birbirlerine güç veriyor, travmalarını paylaşarak iyileşiyorlardı. Eylül, Canan ve diğer çocuklar arasında kuvvetli bir bağ oluşmuştu. Eylül, korku dolu gözlerini sevgi ve güvenle doldurmuştu.