Babam beş yıl önce, tam da Mert’in doğumundan birkaç ay sonra aniden kalp krizi geçirip vefat etmişti. Ölümüyle ardında büyük bir boşluk bırakmıştı ama şimdi anlıyordum ki, asıl bıraktığı şey koca bir mayın tarlasıydı.
Murat’ın gözlerindeki o çaresiz bakış, içimdeki ihanet korkusunu tamamen yok etti; yerini saf, ilkel bir dehşete bıraktı. “Aç,” dedi fısıltıyla. “Ben de içindekileri tam olarak bilmiyorum. Baban bana sadece bu zarfın neyi temsil ettiğini söyledi ve eğer bir gün her şey açığa çıkarsa, yıkımı engellemek için sana vermemi tembihledi.”
Zarfın sararmış kenarını yavaşça yırttım. İçinden iki eski belge ve babamın kendi kalemiyle yazdığı uzun bir mektup çıktı. İlk belge bir laboratuvar raporuydu; otuz yıl öncesine ait bir genetik araştırma dosyası. Diğer belge ise bir evlat edinme ve doğum kayıt tutanağıydı. Gözlerim kararırken babamın mektubunu okumaya başladım.