Oğlumu 13 yıl önce toprağa verdim. Ama yeni taşınan komşularımızın oğlunu gördüğümde, yemin ederim ki yaşasaydı oğlumun bugün nasıl görüneceğine tıpatıp benziyordu.
Oğlum Deniz, sadece dokuz yaşındayken hayatını kaybetmişti. Okulunun yakınında arkadaşlarıyla top oynarken bir araba çarpmıştı. Böyle bir acı insanın içine yerleşir ve asla tamamen gitmez. Aradan yıllar geçse de bazı günler hâlâ göğsüm sıkışır, sanki o an yeniden yaşanıyormuş gibi hissederim.
O günden sonra başka çocuk sahibi olmadım. Buna gücüm yoktu. Bu yüzden eşim Kemal ile yıllardır yalnız yaşıyorduk.
Bir gün sokağa bir nakliye kamyonu geldi. Yeni komşular taşınmıştı. Elli yaşlarında bir çift ve onların oğlu.
Komşuluk yapmak istedim. Fırında elmalı turta yaptım ve ertesi gün kapılarını çaldım. Turta hâlâ sıcaktı.
Kapıyı oğulları açtı.
O an zaman durdu.
Elimdeki tabak yere düştü ve parçalandı. Çünkü karşımda duran genç, bana oğlum Deniz’i hatırlatıyordu.
Deniz’in gözleri farklı renkteydi. Biri mavi, diğeri kahverengiydi. Bu nadir özelliği anneannesinden almıştı.
Kapıyı açan gençte de aynı gözler vardı.
Aynı koyu kıvırcık saçlar. Aynı yüz hatları. Aynı çene.
Sanki yıllar sonra oğlumu yeniden görüyordum.
Genç eğilip kırılan parçaları toplamaya başladı. Ben ise donmuş gibiydim.
“Tabak için üzgünüm…” dedim güçlükle. “Yaşınızı sorabilir miyim?”
“19,” dedi nazikçe.
Tam da Deniz’in bugün olacağı yaş.
Tam o sırada annesi kapıya geldi. Ona oğlumdan bahsetmeye çalıştım ama kadın yüzünü gerdi ve kısa bir cümleyle kapıyı kapattı.
“Gitmeniz gerekiyor. Çok işimiz var.”
Şaşkınlık içinde eve döndüm.
Eşim Kemal’e her şeyi anlattım.
Kemal sessizce kanepeye oturdu.
Ve sonra… ağlamaya başladı.
Hayatımda onu hiç ağlarken görmemiştim.
Sesi titriyordu.
“Bu sırrı oğlumuzla birlikte gömdüğümü sanıyordum… Ama artık gerçeği bilmen gerekiyor.”
Kalbim hızla atmaya başladı.
“Ne demek istiyorsun?” diye fısıldadım.
Kemal başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı.
“Deniz’in kazası… tamamen bir kaza değildi.”
O an odadaki hava sanki dondu.
“Nasıl yani?” dedim.
Kemal derin bir nefes aldı.
“O gün… arabayı süren kişi kimdi biliyor musun?”
Başımı salladım.
Yıllardır kim olduğunu hiç öğrenmemiştim. Polis raporlarında sadece “genç bir sürücü” yazıyordu.
Kemal gözlerini kapattı.
“Yeni komşularımızın oğlu.”
Sanki biri göğsüme ağır bir taş bırakmıştı.
“Hayır…” dedim neredeyse nefessiz.
Kemal konuşmaya devam etti.
“O zamanlar altı yaşındaydı. Babası arabayı çalıştırmış, kısa süreliğine inmiş. Çocuk direksiyona geçmiş. Araba yokuş aşağı kaymış… ve Deniz’e çarpmış.”
Kulaklarım uğulduyordu.
“Peki neden bunu bilmiyorum?” diye sordum.
Kemal başını eğdi.
“Çünkü ailesi perişan haldeydi. O çocuk yıllarca terapi gördü. Kendini suçladı. Babası mahvoldu. Davayı açmadım… çünkü bir çocuğun hayatını da mahvetmek istemedim.”
O an kapının dışında bir ses duyuldu devamı icin sonrki syfaya gecinz...
ndakika.top/az-once-yasandi-65/1
Az Önce Yaşandı
Erbakan İran Açıklaması