Ölümcül hastalığa yakalanan kızımın son dileğini yerine getirmek için onu denizle buluşturdum. Ama otel müdürü kapımıza gelip, "BU TATİLLE İLGİLİ BİLMEDİĞİNİZ ÇOK ÖNEMLİ BİR GERÇEK VAR," dedi.
6 yaşındaki kızım Elif'e 4. evre, tedavisi mümkün olmayan kanser teşhisi konmuştu. Ben ise onu hayata tutmaya çalışan bekar bir anneydim.
Doktor derin bir nefes aldı ve bana şöyle dedi:
"Çok üzgünüm. Bunu söylemek gerçekten çok zor ama uygulayabileceğimiz tedaviler yalnızca süreci biraz yavaşlatabilir. Büyük ihtimalle bir yıldan daha az zamanı kaldı."
O an dünyam başıma yıkıldı. Hiçbir anne böyle bir cümleyi duymaya hazır olamazdı.
Yine de pes etmedim. Onu yaşatabilmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Her gece Allah'a dua ettim ve bir mucize gerçekleşmesini diledim.
Hayatta bize destek olan tek kişi babamdı. Elif dedesine çok düşkündü. Kemoterapi günlerinde saatlerce yanında oturur, dedesi ona birbirinden güzel masallar okurdu.
En çok da denizleri anlatan hikâyeleri severdi.
Bazen dedesinden aynı masalı defalarca okumasını ister, gözlerini kapatıp kendini dalgaların arasında hayal ederdi.
Bir gün dedesinin elini sımsıkı tutarak sessizce şöyle dedi:
"Dede... Keşke bir gün gerçek denizi görebilsem."
Maddi durumumuz pek iyi değildi. Ama kızımın bu son isteğini yerine getirebilmek için her şeyi göze almaya hazırdım.
Tam o sırada babam yanıma gelip cebindeki tüm birikimini uzattı.
"Ne olursa olsun onu denize götürün. Hiç değilse hayalini bir kez olsun gerçekleştirsin." dedi.
Doktorumuz yolculuğa izin verince valizimizi hazırlayıp yola çıktık.
Elif hayatında ilk kez denizi gördü. Sahilde kahkahalar atarak koştu, ayaklarını suya soktu ve aylar sonra ilk kez yüzünde gerçek bir mutluluk gördüm.
Akşam yemeğine hazırlanmak için otel odamıza döndüğümüzde kapı çaldı.
Kapıda otel müdürü vardı.
Elinde özenle hazırlanmış bir kutu tutuyordu.
Kutunun üzerindeki küçük kartı titreyen ellerimle çevirdim.
Gönderen kısmında tek bir isim yazıyordu:
“Murat Yıldırım.”
Boğazım düğümlendi.
Bu isim bana hiçbir şey ifade etmiyordu.
Babamın adı Hasan’dı. Elif’in babası ise kızım doğmadan önce bizi terk etmişti ve adı Murat değildi. Kartın altında ise kısa bir not vardı.
“Lütfen bu hediyeyi Elif’in yanında açın. Umarım ona birkaç güzel an daha yaşatabiliriz.”
Şaşkınlıkla otel müdürüne baktım.
“Bu kişi kim? Bizi nereden tanıyor?” diye sordum.
Müdür derin bir nefes aldı.
“Hanımefendi, aslında bunu anlatmam yasaktı. Ama kutuyu teslim etmem özellikle rica edildi. Size zarar verecek hiçbir şey yok. Tam tersine… Bu tatil boyunca bütün masraflarınız gizlice ödendi.”
Ne dediğini anlayamamıştım.
“Nasıl yani? Bu tatili babamın birikimleriyle yaptık.”
Müdür başını iki yana salladı.
“Rezervasyon yapılırken ödemeniz alınmıştı. Fakat birkaç saat sonra biri bizi aradı ve bütün ücretinizi iade etmemizi istedi. Konaklamanız, yemekleriniz ve hatta dönüş biletleriniz bile o kişi tarafından yeniden satın alındı.”
Gözlerim doldu.
“Kim yaptı bunu?”
“Size yalnızca adını söylememe izin verildi. Murat Bey, gerisini uygun görürse kendisi anlatacak.”
Kutunun içini açtığımda gözyaşlarımı tutamadım.
İçinde deniz kabuklarından yapılmış küçük bir müzik kutusu vardı.
Kapağını kaldırınca yumuşak bir melodi çalmaya başladı.
Kutunun altına yerleştirilmiş başka bir zarf daha vardı.
Bu kez mektup uzundu.
“Sevgili Elif,