Babam geçen Salı sabahı aynı vefat etti. 67 yaşındaydı. Kahvaltı masasından kalkarken bir anda göğsü tıkandı ve yere yığıldı. Her şey birkaç dakika içinde bitti. Annemi beş yıl önce kaybetmiştik; O günden beri babam hem ailem hem sırdaşım hem de en yakın dostum olmuştu.
Üvey annem Nermin, cenazeye katılamayacağını söyledi. “Kalbim böyle dayanmıyor” dedi. “Stres beni de sürmek.” O bir bunu sorgulayacak halim yoktu. Acı onun yanındakinin önündeydi.
Cenaze günü konuşmamı titreyen ellerle okudu. Üç kez yeniden yazmıştım. Babamın dürüstlüğünü, emeğini, sabrini anlattım. Ama en çok da tutkuyla bağlı olduğu şeyden söz ettim: koyu lacivert 1974 model Murat 124'ünden.
O araba babası için yalnızca bir araç değildi. Dedem onu sıfırlamıştı. Babamın gençliğinde askere giderken, annemi ilk kez o arabayla gezmeye çıkarmıştı. Yıllar boyunca maaşından artırdığı her kuruşla aracını restore etti. Motorunu kendi elleriyle söküp takar, kaportasını perdahlayıp boyardı. “Bu araba bizim aile tarihimiz,” derdi.