Yeni doğmuş kızımı kucağımda tutuyordum ki, Jack Amca boynumda yayılan koyu lekeleri gördü.
Oda o kadar sessizleşti ki, bebeğimin minik nefeslerinin hastane önlüğümün altından sesini duyabiliyordum.
Kocam Brandon hiç de suçlu görünmüyordu. Ziyaretçi koltuğunda bir ayağını dizinin üzerine atmış, tasarımcı saati floresan ışıklar altında parıldayarak oturuyordu.
Yanında babası Charles Whitmore duruyordu; uzun boylu, gümüş saçlı, pahalı bir takım elbise içinde acımasız bir adamdı.
Brandon kayıtsızca, “Bana öyle bakma Jack,” dedi. “Duygulandı.”
Amca Jack’in gözleri morluklarımdan titreyen ellerime kaydı.
Brandon’ın sırıtışı daha da genişledi.
“Ona bu yeni ailenin patronunun kim olduğunu göstermek istiyorum sadece.”