Kaan devam etti. “On iki yıl boyunca bana ne dediniz? ‘Yarım adam’. Beni masada küçük düşürdünüz. Arkamdan konuştunuz. Benimle değil, benim üzerimden konuşarak kendinizi büyük hissettiniz.”
Sessizlik ağırlaştı.
“Şimdi ise,” dedi Kaan, çeki elinde tutarak, “kapıma geldiniz. Çünkü ihtiyacınız var.”
Babam sinirlendi. “Geçmişi açmanın ne anlamı var?” dedi. “Hepimiz hata yaparız.”
Kaan başını hafifçe eğdi. “Doğru. Ama herkes hatasını kabul etmez.”
Annem sonunda konuştu. “Şimdi bu paraya ihtiyacımız var,” dedi. “Bunu kişisel bir meseleye dönüştürmeyelim.”
O an içimde bir şey kırıldı. Onlar hâlâ anlamamıştı.
Kaan derin bir nefes aldı. “Şartım çok basit,” dedi.
İkisi de ona dikkat kesildi.
“Benden özür dileyeceksiniz,” dedi.
Babam kaşlarını çattı. “Ciddi olamazsın.”
“Ciddiyim,” dedi Kaan. “Ama öyle yarım bir özür değil. Gerçek bir özür.”
Annem dudaklarını sıktı. “Yani para için diz mi çökelim?”
Kaan başını salladı. “Hayır. İnsan olmak için.”