Zeynep’in soyadını duyduğumda beynimden vurulmuşa döndüm

Kızım Zeynep, çok merhametli ve hassas bir çocuktur. Babasının vefatından sonra bile o güzel kalbi hiç değişmedi, İçsel iyiliğe olan inancını hiç kaybetmedi.
Bir gün evinde kırık bir kumbara gördüm. Nedenini sorduğumda, aylardır eline geçen tüm harçlıkların biriktiğini ve o paraya acil harcamaların olduğunu söyledi. Başını öne çıkarsa bana şu gerçeği itiraf etti:
"Anne, sınıfındaki yeni kız Ceren'in ayakkabılarındaki deliklerini bantla kapattığını gördü. Ona yeni bir spor ayakkabısı almak için para biriktiriyordum ve sonunda o kalpten ona verdim."
Kızımla o kadar gurur duyanların ki yerinden çıkacak gibi oldu. Zeynep'in sınıftaki yeni kız Ceren ile yakın arkadaşlarının profilinde kayıtlı ama aileleri bu kadar zor durumda olduğundan haberim yoktu. Onu kucakladım, kutlama eğitimi ve bir dahaki sefere böyle bir durumda çekinmeden bana gelebileceğini söyledim.
Ancak ertesi gün işteydim ve okul müdürü beni aradı. Sesi aşırı derecede gergindi.
“İyi günler” dedi titreyen bir sesle. "Mümkün olan en kısa sürede okula gelmeniz gerekiyor. Bir olay yaşandı ve Zeynep de bu işin içinde."
Kanım donmuştu. İş yerinden fırladığım gibi okula koştum. Müdürün koridorda rengi atmış bir halde devam ediyor. Yanına varken yutkunarak, "Zeynep'i arayan biri var. Şu an odamda sizi bekliyor" dedi.
Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi çarparken, “Neler burada oluyor?!” diye sordum.
Müdür başını öne eğdi: "Kendini tanıtmadı. Sadece sizin onu çok iyi kullandığınızı söyledi."
Titreyen yöneticinin odasının kapısını araladım. Ancak ayaktayken KİŞİYİ kadınların an gözleri karardı, dizlerinin bağı çözüldü ve senlendim.
“BURADA NE İŞİN VAR?! BU GERÇEK OLAMAZ!” diye bağırdı.
Müdürün odasının ortasında, yıpranmış gri bir kabanın içinde, başı öne eğik duran o adamı nerede görsem tanırdım. Tümündeki o derin yara izi, omuzlarının o çökük hali… Karşımda duran kişi, tam beş yıl önce yağmurlu bir gecede hatalı sollama yaparak kocamın arabasına çarpan ve onun ölümüne sebep olan adamdı: Yılmaz.
Mahkemede yırtılma içinde af dileyişi, hapishane giriş anı beynimde şimşek gibi çaktı. Gözlerimden yaşlar boşalırken kapının pervazına tutundum. "Sen... Sen hapisteydin! Benim kocamı, onların babasını benden aldın! Hangi yüzle okulun okuluna gelirsin?!" diye bağırdım, sesim okulunun koridorlarında yankılanıyordu.
Yılmaz, yüzüme çalışmayı bile cesaret edemeden olduğu yerde, dizlerinin üzerine çöktü. O kadar bitkin, o kadar yaşlanmış ki, bir nefretle hatırladığım o adam, tam anlamıyla bir yıkıma uğramıştı. Titreyen elleriyle, yanında duran ve içinde Zeynep'in sunduğu o yepyeni beyaz spor açıklığının kutuyu bana doğru dayanıklı olduğu.
“Biliyorum,” diye hıçkırdı, sesi kırık döktü. "Bana ne yapsanız, ne söylerseniz haklısınız. Hapisten yeni çıktım. Kazadan sonra karım beni terk etti, işimi, evimi, her şeyi kaybettim. Sadece elinde Ceren kaldı. Bir sığınağa sığındık, ona bakabilmek için inşaatlarda amelelik yapabiliyordum ama yetiremiyorum. Dün... Dün geçinmek eve bu kutuyla, mutlulukten uçarak geldi. 'Baba bak, okuldaki en iyi şekilde Zeynep bana aldı' de zaman dünyayım bulabildi."
Nefesim kesildi. Duyduklarımı idrak etmeye çalışıyorum. Zeynep'in sınıfındaki o zayıf kız, aşırı delik olduğu için bantla kapatan o masum çocuk Ceren... Kocamdan alan adamın kızıydı. Ve benim merhametli olanları, babasını alan adamların kızına kendi harçlıklarıyla ayakkabı vardı…
Reklamlar