Hastaneye bilinci kapalı bir kız çocuğu getirildi… ama doktor onun boynundaki kolyeyi görünce beti benzi attı.
Nöbet bitmek üzereydi. Gece hastanesi yorgunlukla nefes alıyordu: loş ışıklar, hemşirelerin seyrek adımları, antiseptik kokusu. Acil servisin kapıları birden açıldığında kimse olağan dışı bir şey beklemiyordu.
Sedye üzerinde on yaşlarında bir kız çocuğu yatıyordu. Zayıf, bembeyaz, bilinci kapalı. Üzerinde sade kıyafetler vardı; ne okul çantası, ne kimlik. Telefon yok, not yok. Nereden geldiğini, ailesinin kim olduğunu bilen yoktu.
— Otobüs durağının yanında bulunmuş, — dedi sağlık görevlisi kısa kısa. — Herhangi bir darbe yok. Nabız zayıf. Kendine gelmiyor.
Yoğun bakım doktoru Andrey Sergeyeviç her zamanki gibi muayeneye başladı. Göz bebekleri, solunum, tansiyon… Her şey tuhaftı: kaza izi yok, zehirlenme yok, bayılmayı açıklayan net bir sebep yoktu. Sanki çocuk bir anda… kapanmıştı.
— Ailesini bulmaya çalışıyorlar mı? — diye sordu hemşireye.
— Polis ve sosyal hizmetlerle iletişime geçildi. Şimdilik ses yok.
Andrey Sergeyeviç nefesini kontrol etmek için eğildiği anda kızın boynundaki ince gümüş zinciri fark etti. Eskiydi, zamanla kararmıştı. Kolye küçük, sade; damla şeklinde ve üzerinde kazınmış bir harf vardı.
Kolyeyi nazikçe kenara itmek için elini uzattı… ve olduğu yerde donup kaldı.
Doktorun yüzü bir anda bembeyaz oldu. Parmakları titredi, nefesi kesildi.
— Bir şey mi var? — diye endişelendi hemşire.
Cevap vermedi. Yavaşça gözlüğünü çıkardı, alnını sildi ve sanki yanılmış olmayı umuyormuş gibi kolyeye bir kez daha baktı.
— Hemen… — dedi kısık, titrek bir sesle. — Hemen şunu yapın…
— Hemen… dedi kısık, titrek bir sesle. — Hemen şu kolyeyi çıkarın ve kimseye göstermeden bana getirin. Ve kızın dosyasına geçici bir isim yazın. Şimdilik “Hasta X”.
Hemşire şaşkınlıkla baktı ama itiraz etmedi. Yıllardır bu hastanede çalışıyordu ve Andrey Sergeyeviç’i ilk kez bu kadar sarsılmış görüyordu. Kolye dikkatlice çıkarıldı, küçük metal bir kaba kondu. Doktor kolyeyi eline aldığında, geçmişten gelen bir ağırlık göğsüne çöktü.
Çünkü bu kolyeyi daha önce görmüştü.
Yirmi yıl önce.
Başka bir şehirde.
Başka bir hayatta.
O zamanlar genç bir asistan doktordu. Ve hastane yangını… hâlâ geceleri uykusuna giren o yangın. Elektrik kaçağıyla başlayan, birkaç dakika içinde çocuk servisinin cehenneme dönüştüğü o gece. Duman, çığlıklar, kilitlenen kapılar… Ve kurtarılamayan çocuklar.
Resmî kayıtlara göre yedi çocuk hayatını kaybetmişti.
Ama gerçekte sekizdi.
Sekizinci çocuk, kimliği tespit edilemeyen, boynunda damla şeklinde, üzerinde tek bir harf kazılı gümüş kolye olan küçük bir kızdı. Andrey, o gece onu kollarında taşımıştı. Nabzı durmuştu. Gözleri açıktı. Ölmüştü.
Ya da en azından öyle sanılmıştı.
Andrey elindeki kolyeye baktı. Üzerindeki harf hâlâ silik ama netti: “L”.
— Bu imkânsız… diye fısıldadı devamı sonrki syfda...