Çekmecesine sakladığı bu makas nasıl olmuştu da bu yabancı kadının getirdiği kutunun içinden çıkmıştı? Ancak Tuğçe’nin asıl çığlık atma sebebi sadece makası görmek değildi. Kutunun içindeki mekanizma, makas yerinden çekildiği an sahnenin arkasındaki o devasa projeksiyon perdesini tetiklemişti. Karanlık salon aniden aydınlandı ve dev ekranda yüksek çözünürlüklü bir video oynamaya başladı. Video, bizim evimizin salonuna aitti. Tarih ve saat tam olarak o sabahı gösteriyordu. Bütün okul, öğretmenler ve baloya eşlik eden veliler; Tuğçe’nin sinsice odaya girişini, masada duran kolyemi eline alışını, yüzündeki o saf kötülük dolu gülümsemeyle makası ipe daldırışını saniye saniye, dev bir ekranda izliyordu. Videonun sesi salonda yankılandı: "Eski şeyler çabuk kopar, tıpkı büyükannen gibi." Tuğçe elindeki makası dehşetle yere düşürdü. Metalin ahşap sahneye çarpma sesi, kalabalığın arasından yükselen kınama nidalarına karıştı. Bütün gece etkilemeye çalıştığı o popüler çocuk, yüzünde derin bir tiksintiyle ona bakarak iki adım geriledi. Tuğçe’nin o kusursuz kibri, o devasa egosu saniyeler içinde binlerce parçaya bölünmüştü. Kaçacak hiçbir yeri yoktu. Mikrofonu tutan kadın, boğazını hafifçe temizleyerek sessizliği devraldı. Sesi sakin ama bir o kadar da otoriterdi. "Benim adım Güzin," dedi salona doğru. Sonra bana döndü ve gözlerinde sıcacık bir şefkat belirdi. "Ben rahmetli büyükannenin kırk yıllık dostu ve onun yasal varislerini yöneten avukatıyım." Tuğçe elleriyle yüzünü kapatmış, sahnede küçücük kalmıştı. Güzin Hanım ona kısa, acıyan bir bakış attıktan sonra tekrar bana yöneldi..