"Ben de kabul ettim."
Garson masaya yaklaşıp tatlılarımızı sorduğunda ikimiz de konuşmadık. Birkaç dakika sonra hesabı istedik ve restorandan çıktık.
Arabaya bindiğimizde uzun süre sessizlik oldu.
Sonunda eşim konuştu.
"Bunu gerçekten kabul ettiğini düşünmemiştim."
Camdan dışarı bakarak cevap verdim.
"Ben de senin gerçekten bunu isteyeceğini düşünmemiştim."
O gece eve döndüğümüzde çocuklarımız çoktan uyumuştu. Ev sessizdi. Eşim yatak odasına geçti, ben ise salonda oturup uzun süre düşündüm.
Aslında planım onu kıskandırmak değildi.
Başka biriyle görüşmek de istemiyordum.
Tek istediğim, on yıldır hayatımızı birlikte taşıdığım adamın, kendi isteğinin bende nasıl bir yara açtığını anlamasıydı.
Ertesi sabah kahvaltıda bana hiç beklemediğim bir soru sordu.
"Sen gerçekten başka biriyle görüşmek istiyor musun?"
"Hayır."
"Öyleyse neden bu şartı koydun?"
Bu kez doğrudan gözlerinin içine baktım.
"Çünkü senin de gerçekten başka kadınlarla görüşmek isteyip istemediğini merak ediyorum."
Cevap vermedi.
O günden sonra evimizin havası değişti.
Eşim eskisi kadar rahat değildi. Telefonuna gelen mesajları gizlemeye çalışmak yerine, sürekli beni izliyordu. Benim ne yaptığımı, kiminle konuştuğumu merak ediyordu.
Bir akşam telefonumu masada bırakıp mutfağa geçtiğimde arkamdan seslendi.
"Telefonuna kim mesaj attı?"
Geri dönüp ona baktım.