Babam öne doğru eğildi. "Gençsin," dedi. "Sağlıklı birini bulabilirsin. Başarılı birini. Hayatını mahvetme." Güldüm, çünkü şaka yapıyor olmalılar diye düşündüm. "Onu seviyorum," dedim. "Kazadan önce de seviyordum. Bacakları çalışmıyor diye arkamı dönüp gitmeyeceğim." Annemin bakışları donuklaştı. "Aşk faturaları ödemez. Aşk onu tekerlekli sandalyeye bindirmez. Neye imza attığının farkında değilsin." "Yeterince biliyorum," dedim. "Onun benim için aynısını yapacağını biliyorum." Ellerini kenetledi. "O zaman bu senin tercihin. Eğer onunla kalırsan, bunu bizim desteğimiz olmadan yaparsın. Maddi ya da manevi hiçbir destek yok." Ona bakakaldım. "Yaralı sevgilisini terk etmediği için tek çocuğunuzu gerçekten silecek misiniz?" Babamın çenesi gerildi. Ertesi gün üniversite fonum gitmişti. "Hayatını sokağa atmanı finanse etmeyeceğiz." Tartışma hep aynı noktaya dönüyordu. Bağırdım, ağladım. Onlar ise soğukkanlı ve zalimdi. Sonunda annem, "Ya o ya biz," dedi. Sesim titreyerek, "O," dedim. Bir spor çantası hazırladım. Kıyafetler, birkaç kitap, diş fırçam. Çocukluğumun geçtiği odada bir an durup geride bıraktığım hayata baktım. Sonra çıktım. Ailesi soğan ve çamaşır kokan küçük, eski bir evde yaşıyordu. Annesi kapıyı açtı, çantamı gördü ve hiçbir şey sormadı. "Gel yavrum," dedi, "Sen artık bu ailedensin." Kapı eşiğinde hıçkırıklara boğuldum. Yokluktan yeni bir hayat kurduk. Hayalimdeki okul yerine meslek yüksekokuluna gittim. Kahvecilerde, mağazalarda çalıştım. Onu yataktan çıkarmayı, kişisel bakımını yapmayı, sigorta şirketleriyle kavga etmeyi öğrendim. Hiçbir gencin bilmemesi gereken şeyleri öğrendim. Onu mezuniyet balosuna gitmeye ikna ettim. "Bakacaklar," diye mırıldandı.