Bir an gerçekten telefonu kapatıp çantanın en dibine atmayı düşündüm. Cevap bile yazmadım.
Uçuşun ortasında kayınpederim mesaj attı:
“Torunların uçuş videosunu at bakalım!”
Yorgunluğuma rağmen kısa bir video çektim. Asya masaya vuruyor, Furkan peluş zürafasını kemiriyor, ben de saçlarım dağılmış halde kameraya yorgun bir gülümseme atıyorum. Emre kadrajda yok.
Videoyu gönderdim.
O an bunun üzerinde durmadım. Ama o tek emoji, meğer fırtına öncesi sessizlikmiş.
Antalya’ya indiğimizde Emre ışıl ışıldı. Saçları düzgün, gömleği kırışıksız, yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Ben ise iki çocuk, iki çanta ve tükenmiş bir sabırla ilerliyordum.
Ertesi akşam mangal yakıldı. Bahçede uzun masa kurulmuştu. Babaanne salataları diziyor, çocuklar çimlerde koşuşturuyordu. Her şey dışarıdan bakınca huzurlu bir aile tablosu gibiydi.
Yemekler yenildi, çaylar dolduruldu.
Ve sonra kayınpederim sandalyesini hafifçe Emre’ye doğru çevirdi
Kayınpederim yalnızca bir beğeni emojisi attı