2002’de Sivas’ta bir kadın bir gecede ortadan kayboldu

Kayıp olayından bir gün önce komşuların hatırladığı tek şey, dairesinin ışığının normalden uzun süre açık kalmasıydı. O gece apartmanda sıra dışı bir gürültü duyan olmadı. Tartışma, bağırış, çağırış… Hiçbiri yoktu.

Sabah olduğunda kapı kilitliydi. İçeride her şey yerli yerindeydi. Montu askıda, cüzdanı çekmecede, anahtarları masadaydı. Telefonu bile evdeydi. Ama Nazan Karaca yoktu.İlk Günler: Aramalar, İhbarlar ve Söylentiler
Polise yapılan kayıp başvurusunun ardından araştırmalar başladı. Yakın çevreyle görüşüldü, hastanelere bakıldı, şehirler arası ihtimaller değerlendirildi. Ancak hiçbir iz bulunamadı. Çoğu kayıp vakasında rastlanan “gidiş hazırlığı” bu olayda yoktu. Ne bir valiz, ne bir not, ne de planı işaret eden bir detay…

İnsanların aklı, cevap bulamadığı her boşluğu söylentiyle doldurur. Mahallede fısıltılar çoğaldı:

Kendi isteğiyle gitmiştir.”

“Biriyle görüşüyordu, sakladı.”

“Eski eşiyle yeniden tartıştı.”

Bu konuşmaların ortak noktası şuydu: kimse bir şey bilmiyordu ama herkes bir şey söyledi. Ve en ağır yükü, o sırada 12 yaşında olan Melis taşıdı.

Melis’in Yılları: Beklemek, Susmak ve Büyümek
Melis için o gece, sadece annesinin kaybolduğu gece değildi. Aynı zamanda çocukluğunun da yarım kaldığı gündü. Uzun süre yakın akrabaların yanında kaldı. Her gittiği evde aynı sorularla karşılaştı: “Annen nerede?”, “Hiç mi haber gelmedi?”, “Bir şey hatırlıyor musun?”
Reklamlar