İki gözü birbirinden farklı renkteydi.
Biri koyu kahverengi, diğeri açık maviydi.
Cemal uzun süre konuşamadı.
Hemşire sessizce yaklaştı.
“Adını koydunuz mu?”
Cemal başını iki yana salladı.
Henüz hiçbir bebeğe isim seçmemişlerdi. Çünkü Nergis, “Hepsini gördükten sonra isimlerini kalbim söyleyecek,” demişti.
Cemal camın arkasındaki bebeğe bakarken garip bir yakınlık hissetti.
Sanki o minicik çocuk da ona bakıyordu.
Üç gün sonra Nergis ilk kez bebeklerinin yanına getirildi.
Hâlâ çok güçsüzdü. Tekerlekli sandalyede oturuyor, elleri titriyordu.
Dokuz bebeğini gördüğünde ağlamaya başladı.
Fakat onuncu kuvöze geldiği anda yüzündeki ifade değişti.
Nergis bir anda sustu.
“Bu…” diye fısıldadı.
Cemal hemen yanına eğildi.
“Nergis?”
Kadının gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Bebeğin kuvözündeki etikete baktı.
Henüz sadece “Bebek 10” yazıyordu.
Nergis titreyen parmaklarını cama dayadı.
“Adı Deniz olsun.”
Cemal şaşırdı.
“Neden Deniz?”