bir kadın 60 kilo et satın alıyordu


Nermin başını salladı.

“Hayır. Hepsi benim değil. Sokaklardan topluyorum. Kimi araba çarpmış, kimi açlıktan ölmek üzereydi. Kimi de insanlar tarafından dövülmüş. Onları başka götürecek yerim yoktu.”

Kasap Selçuk da polislerin arkasından içeri girmişti. Kadının günlerdir aldığı altmış kilolarca et gözünün önünden geçiyordu. Bir anda her şey anlam kazanmaya başladı.

“Peki neden bize oğlunuzun geleceğini söylediniz?” diye sordu.

Nermin'in yüzündeki ifade değişti. Bir süre tavana baktı.

“Çünkü oğlum gerçekten buraya gelirdi.”

Odadaki herkes sustu.

“Yıllar önce öldü,” dedi Nermin. “Ama öldüğü güne kadar hayvanları çok severdi. Bu binayı da o kullanırdı. Yaralı hayvanları buraya getirir, iyileştirir, sonra köyden birilerine sahiplendirirdi. Ölümünden sonra burası boş kaldı. Ben de yıllarca onun bıraktığı şeyi devam ettirmeye çalıştım.”

Nermin'in sesi titriyordu.

“İnsanlara oğlumun ziyarete geldiğini söylememin sebebi utanmam değildi. Onun hâlâ benimle olduğunu hissetmek istiyordum. Her gün buraya geldiğimde sanki kapıdan çıkıp, ‘Anne, bugün kaç tanesini kurtardın?’ diye soracakmış gibi oluyordu.”

Murat başını eğdi. Bir süre önce şüpheyle baktığı yaşlı kadının aslında yıllardır tek başına büyük bir yük taşıdığını şimdi anlıyordu.

Fakat odanın köşesinde bulunan kan izleri hâlâ açıklanmamıştı.

“Peki bu kan ne?” diye sordu.

Nermin gözlerini kapattı.

“İki gün önce bir köpek yaralı halde geldi. Bacağında derin bir yara vardı. Onu tedavi etmeye çalışırken kan her yere bulaştı. Ben de korktum. Çünkü birkaç gündür buraya gelen biri olduğunu fark etmiştim.”

“Biri mi?”

“Evet.”

Nermin, odanın arka tarafındaki küçük pencereyi gösterdi.

“Geceleri buraya gelip köpekleri çalmaya çalışıyordu. Üç gece önce onu gördüm. Peşinden koşunca kaçtı. O yüzden sürekli arkamı kolluyordum.”

Polisler hemen çevreyi kontrol etmeye başladı. Birkaç dakika sonra dışarıdan gelen memurun sesi duyuldu.

“Burada ayak izleri var!”

Ayak izleri binanın arkasından ormana doğru gidiyordu. Polisler izleri takip etti ancak kimseyi bulamadı. Fakat ertesi gün köyde beklenmedik bir gelişme yaşandı.

Nermin'in yıllardır konuşmadığı komşusu kapısına geldi. Yanında iki büyük çuval mama vardı.

“Bunlar benim,” dedi kadın. “Yıllardır evimde duruyordu. Artık ihtiyacım yok. Eğer kabul ederseniz...”

Nermin şaşkınlıkla ona baktı.

“Sen biliyor muydun?”

Kadın başını eğdi.

“Bir şeyler olduğunu tahmin ediyordum. Ama korktum. İnsanlar senin hakkında kötü konuşurken ben de sustum. Meğer utanması gereken kişi sen değil, bizmişiz.”

Bu sözlerden sonra köyde bir şey değişmeye başladı.

Ertesi hafta insanlar binaya yiyecek getirmeye başladı. Kimi eski battaniye, kimi ilaç, kimi de gönüllü olarak yardım teklif etti. Selçuk ise dükkânının önüne küçük bir tabela astı:

“Yaralı hayvanlar için et almak isteyenlerden ücret alınmaz.”

Nermin bunu görünce uzun süre tabelaya baktı. Sonra sessizce ağladı.

Aylar geçti. Binanın çevresi temizlendi, hayvanlar tek tek tedavi edildi ve çoğu yeni yuvalarına kavuştu. Fakat Nermin her sabah yine erkenden kalkıyor, kasabın önüne gidiyordu.

Bir gün Selçuk ona, “Artık altmış kilo et almana gerek yok,” dedi gülümseyerek. “Köyün yarısı sana yardım ediyor.”

Nermin de ilk kez içtenlikle gülümsedi.

“Biliyorum,” dedi. “Ama bugün biraz fazla alacağım.”

“Neden?”

Kadın başını köyün dışındaki tepeye çevirdi.

“Çünkü orada hâlâ aç olanlar var.”

Selçuk onun ne demek istediğini anlayıp başını salladı.

O gün Nermin, oğlunun mezarına gitti. Yanında birkaç parça et ve eski bir battaniye vardı. Mezarı başında uzun süre sessizce oturdu.

“Senin yaptığını sürdürebildim,” diye fısıldadı. “Ama artık bunu yalnız yapmıyorum.”

Tam kalkacakken yanına küçük, beyaz bir köpek geldi. Nermin eğilip onu sevdi. Köpek kuyruğunu sallayıp kadının peşine takıldı.

Nermin gözyaşlarının arasından gülümsedi.

Yıllarca oğlunun yokluğunu doldurmak için hayvanları kurtarmıştı. Sonunda anladı ki bazı insanlar hayatımızdan ayrılır, fakat sevgileri tamamen kaybolmaz. Bazen bir başkasının hayatına dokunarak yaşamaya devam eder.

O günden sonra köyde kimse Nermin'i “her gün altmış kilo et alan tuhaf kadın” diye anmadı.

Herkes ona başka bir isim verdi:

Hayat kurtaran kadın.

Ve Nermin, oğlunun hatırasını yaşatmanın en güzel yolunun geçmişe tutunmak değil, onun dünyaya bıraktığı iyiliği çoğaltmak olduğunu sonunda öğrenmişt
Reklamlar