O gün eve döndüğünde mutfağa geçti, sandalyeye oturdu ve uzun süre kıpırdamadı. Altı yıl boyunca her sabah gelen, sesini tanıyan, avucuna konacak kadar güvenen o canlı… Belki de tam da bu güven yüzünden zarar görmüştü.
Ertesi sabah yine balkona çıktı.
Elinde yine kırıntılar vardı.
Ama bu kez beklemek için değil.
Kırıntıları korkuluğa bıraktı ve ilk defa yüksek sesle konuşmadı. Sessizce gökyüzüne baktı. İçinde tuhaf bir boşluk vardı; bir dostu kaybetmenin, hem de kimseye anlatamayacağı bir dostu kaybetmenin boşluğu.
Günler geçti.
Bir sabah, tam içeri dönmek üzereyken korkuluğa bir gölge düştü. Kadın yavaşça başını çevirdi. Genç bir karga, ürkek adımlarla kenara konmuştu. Tüyleri daha mat, bakışları daha çekingendi. Kadına baktı, sonra kırıntılara.
Kadın nefesini tuttu.
Kuş hemen yaklaşmadı. Bir süre bekledi. Sonra bir kırıntıyı kapıp hızla geri çekildi. Kadın kıpırdamadı. İçinde bir umut kıvılcımı yanmıştı ama bunu bastırdı. Bu başka bir kuştu. Başka bir hayat.
Ertesi gün genç karga yine geldi.
Bu kez biraz daha yaklaştı.