Asla başka bir adam olmamıştı. Sadece ailesinin yüzleşmeyi reddettiği bir gerçek vardı. Bunu anladığımda şaşkınlığın yerini öfke aldı. Kendi itibarlarını, kızlarının onuruna tercih etmişlerdi.
Annesiyle yüzleştim ve açıkça belirttim: Özür dileyip gerçeği kabul edene kadar hayatımızda yerleri olmayacaktı. Haftalar sonra bir aile toplantısında, birisi bana daha önce defalarca duyduğum o soruyu sordu:
"Hangisi senin çocuğun?"
Hiç tereddüt etmedim.
"İkisi de," dedim kararlılıkla. "Onlar benim oğullarım. Biz bir aileyiz."
Odada derin bir sessizlik oldu. İlk defa Aslı, elimi korkuyla değil, büyük bir güvenle sıktı. O günden sonra saklanmayı bıraktık.
Sessizlik yerine dürüstlüğü, utanç yerine onuru seçtik. Çünkü bazen gerçek, bir aileyi parçalamaz; aksine onu nihayet özgürleştirir.