Uzun boylu, şık giyimli, keskin bakışlı bir adamdı. Yaşı kırklarının sonlarında olmalıydı ama duruşunda tuhaf bir zamansızlık vardı. Sanki yıllar ona dokunmamıştı.
Gözleri doğrudan kolyeye kilitlendi.
Sonra bana.
“Sonunda…” dedi alçak bir sesle. “Seni bulduk.”
“Ben kimseye saklanmadım,” dedim gerilerek. “Sadece kolyeyi satmaya geldim.”