“Canım oğlum Ferhat,” diye başlıyordu mektup.

Mektupların üzerindeki yazılar inci gibi eski yazısı değildi; felçli sağ eliyle değil, hiç alışkın olmadığı sol eliyle zar zor, titreyerek yazıldığı her halinden belli olan çarpık çurpuk harflerle doluydu. İlk mektubun üzerindeki tarihi görünce nefesim kesildi; onu o huzurevine bırakıp arkama bile bakmadan kaçtığım o karanlık günden tam bir hafta sonrasına aitti.
“Canım oğlum Ferhat,” diye başlıyordu mektup. “Beni buraya bıraktığın gün gözlerindeki o çaresizliği gördüm yavrum. Bana bakamayacağını söylerken kendini ne kadar suçlu, ne kadar ezik hissettiğini biliyorum. Sakın üzülme, sakın o güzel kalbini hırpalama. Bir anne, evladına asla ayak bağı olmak istemez. Sen kendi hayatını kur, borçlarını öde, ayağa kalk. Benim burada karnım tok, yatağım sıcak. Sadece senin o güzel kokunu çok özlüyorum ama sen iyiysen, mutluysan ben de iyiyim. Aklın bende kalmasın.”
Reklamlar