“Canım oğlum Ferhat,” diye başlıyordu mektup.

Gözyaşlarım o an kontrolsüzce yanaklarımdan süzülmeye başladı. Ben onu altından kalkamayacağım bir yük olarak görüp çöpe atar gibi o loş binaya terk etmişken, o felçli bedeniyle sol elini kullanmayı öğrenip, benim vicdan azabı çekmemem için bana teselli mektupları yazmıştı! Diğer kağıtları hızla, titreyen ellerimle karıştırdım. Her bayramda, her doğum günümde yazılmış ama adresim bilinmediği için asla gönderilememiş onlarca mektup… Hiçbirinde tek bir sitem, tek bir kızgınlık kelimesi yoktu. Sadece saf, hesapsız bir sevgi ve benim için edilen dualar vardı.
Ve en altta duran o eski, yıpranmış banka hesap cüzdanı… Cüzdanın kapağını açtığımda gördüğüm rakam karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Annem, o felçli haliyle huzurevindeki diğer yaşlı kadınlara sol eliyle yavaş yavaş örgüler örerek, kendi ilaç parasından kısarak, kurumun verdiği o üç kuruşluk harçlıkları yıllarca biriktirerek benim adıma büyük bir meblağ biriktirmişti! Cüzdanın arasına sıkıştırılmış küçük bir notta şu cümleler yazıyordu: “Oğlum Ferhat’ın işleri bozulmuştu, kim bilir ne dertleri vardı da bana söyleyemedi. Belki bu birikenler onu o borç karanlığından biraz olsun çıkarır.
Reklamlar