Tam o sırada odanın kapısı açıldı, Kenanım oğlum geldi…
Elindeki poşetler yere düştü.
Gözleri önce masanın üstündeki kana, sonra benim titreyen ellerime, en son da gelinin yüzüne takıldı.
“Baba…” dedi.
Sesi çatladı.
Yanıma geldi, diz çöktü. Sakalım çorbaya bulanmıştı, dudaklarım kanıyordu.
“Ne oldu sana baba?” diye sordu.
Gelin hemen lafa girdi:
“Bir şey yok Kenan, yine döktü çorbayı üstüne. İyice bunadı artık—”
Kenan başını kaldırdı.
“Sus.” dedi.
Hayatında ilk defa gelinine böyle konuştuğunu duydum.
Sonra bana döndü:
“Baba… doğruyu söyle. Bu kan nereden?”
Boğazım düğümlendi.
Yıllardır susmuştum. Erkek adam ağlamaz derlerdi ya…
O an gözümden yaş aktı.
“Vurdu oğlum…” dedim.
“Sırtıma vurdu… Kaşık düştü, ağzım kanadı…”
Ev buz kesti.
Gelin bir adım geri gitti.
Kenan ayağa kalktı. Ellerinin titrediğini gördüm.
“Sen benim babama el mi kaldırdın?” dedi.