Küçük bir odada, köşeye sinmiş birkaç çocuk gördük. Gözleri yere bakıyordu.
Mete yavaşça yanlarına oturdu.
“Merhaba,” dedi. “Ben Mete.”
Sessizlik.
Sonra küçük bir kız başını kaldırdı. Gözleri doluydu.
“Sen… ayıları yapan çocuk musun?” diye sordu.
Mete gülümsedi. “Evet.”
Kız tereddüt etti. Sonra fısıldadı: “Notumu buldular mı?”
Mete başını salladı. “Evet. Okuduk.”
Kızın gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama bu sefer korkudan değil… rahatlamadan.
“Kimseye söyleyemiyordum,” dedi. “Korkuyordum…”
Bir çocuk daha yaklaştı. Sonra bir diğeri.
Bir anda odadaki sessizlik çözülmeye başladı.
Polisler kapıda durup izliyordu. Hiçbiri konuşmuyordu.
Ben ise… sadece oğluma bakıyordum.
O an anladım.
Mete sadece oyuncak ayı dikmemişti.
Bir yol açmıştı.
Sesini çıkaramayan çocuklar için bir yol.
Bir süre sonra müdür sessizce yanımıza geldi. “Bazı şeyleri araştıracağız,” dedi alçak sesle. “Ama şu kesin… bu çocuklar sonunda konuşmaya başladı.”
Başımı salladım.
Mete ayağa kalktı, çocuklara baktı. “Artık yalnız değilsiniz,” dedi.
O cümle odanın içinde yankılandı.
Ve ben… aylar sonra ilk kez, sadece huzur değil… gurur da hissettim.
Çünkü oğlum, farkında bile olmadan, insanların sustuğu yerde konuşmayı öğretmişti.
Ve bazen… en güçlü sesler, bir oyuncak ayının içinden çıkardı.