Oğlumun neler yapabileceğini biliyordum.” Başımı salladım ama ilk kez merak etmeye başladım— Ya sadece her şeyimi kaybetmemişsem? Ya farkına bile varmadan her şeyi yavaş yavaş kaybediyor idiysem? Ertesi sabah yerimde duramadım. Hamdi Bey çocukları okula bırakmayı teklif etti, izin verdim. Sohbetimizden sonra bir şeyler farklı hissettiriyordu; sanki kontrolü yeniden ele almam gerekiyordu. Onlar yokken garaja gittim. Eşyalarımın çoğu boşanmadan sonra kutularda kalmıştı. Daha önce onları ayıklayacak enerjim olmamıştı. Tam olarak ne aradığımı bilmiyordum. Sadece kutuları açmaya başladım. Kıyafetler, eski oyuncaklar, küçük ev aletleri. Sonra mantıklı gelmeyen ilk şeyi buldum. Can’ın okulundan, sözde kaçırdığım bir veli toplantısıyla ilgili bir bildirim. Ama bunu hiç görmemiştim. Devam ettim. Daha fazla belge. Kendi adıma düzenlenmiş ama tanımadığım faturalar. Öğretmenlerden neden cevap vermediğimi soran notlar. Hiç almadığım e-postaların çıktıları. Beton zemine oturdum, kağıtlar etrafıma yayılmıştı. Tek bir büyük gerçek değildi bu; düzinelerce küçük işaretti. Hepsi aynı gerçeği gösteriyordu. Bilerek dışlanmıştım. İçeri girdiğimde Hamdi Bey’i mutfakta buldum. Kağıtları masaya bıraktım. “Neden bana en başından beri söylemediniz?” diye sordum. Kağıtlara, sonra bana baktı. “Denedim ama duymaya hazır değildin,” dedi. “Sana çok erken söyleseydim, beni de kendinden uzaklaştırabilirdin.