Gizemli Komşu Kulübesi Sırrı

Diğer her şeyiyle kusursuz olan mülkünün yanında bu kulübe çok eğreti duruyordu.

"Adınız Azra mı?" diye sordu. "Evet, benim." Küçük bir zarf uzattı. "Müzeyyen Hanım bunu size bugün, cenazesinin olduğu gün vermemi istedi. Mutlaka bugün olması gerektiğini söyledi."

Zarfı aldım, teşekkür ettim; ben başka bir şey soramadan küçük kalabalığın içinde gözden kayboldu.

Zarfın üzerinde Müzeyyen Hanım’ın o özenli, eski usul el yazısıyla ismim yazılıydı. Hemen orada açtım.

Avucuma bir anahtar ve beraberinde katlanmış bir not düştü:

"Canım Azra, bunu ölümümden sonra bile bir sır olarak saklamalıydım. Ama yapamıyorum. Senden bunca yıldır sakladığım gerçeği bilmelisin. Kulübemi açtığında her şeyi anlayacaksın."

"Mutlaka bugün olması gerektiğini söyledi."

Kilisenin merdivenlerinde, bir elimde anahtar, zihnimde onlarca soruyla kalakaldım. Ve o kulübeyi açmadan eve gitmeyeceğimi biliyordum.

O akşam, yan kapıdan Müzeyyen Hanım’ın arka bahçesine geçtim. Bahçe durgun ve sessizdi, çiçekleri hâlâ dimdik duruyordu.

Yakından bakınca, kulübenin asma kilidi ağır ve pastan kahverengiye dönmüştü.

Hiç tereddüt etmeden anahtarı yerleştirdim. İkinci denemede döndü ve kapı, derinden gelen bir gıcırtıyla içeri doğru açıldı.

Önce o koku çarptı burnuma: serin bir hava, toz ve hafifçe kili andıran bir koku.

Önce o koku çarptı burnuma.
Reklamlar