Kız kardeşinin doğumunda...

“Elif, ben de hamileyim!” Doğum tarihlerimiz tam iki ay araylaydı ve her şeyi birlikte yaptık. Ultrason fotoğraflarını karşılaştırdık, tuhaf hamilelik belirtilerimizi birbirimize mesaj attık, çocuklarımızı yan yana büyütmeyi hayal ettik. Hatta çocuklarımızın kuzen değil de kardeş gibi hissedeceklerini söyleyip şakalaşırdık. Yıllar sonra ilk kez hayat acımasız değil, cömert gibi görünüyordu. Kızım Ece, sakin bir Ekim sabahında dünyaya geldi. Zeynep doğum boyunca yanımdaydı, çocukken olduğu gibi elimi sıkıca tutuyordu. İki ay sonra Zeynep, oğlu Emir’i doğurdu. Ece’den biraz daha küçüktü, koyu saçlıydı ve bir yeni doğana göre şaşırtıcı derecede ciddi bir ifadesi vardı. Bebekleri yan yana yatırıp fotoğraflar çektik. İlk altı ay aynı anda hem çok yorucu hem de büyülüydü. Zeynep’le neredeyse her gün birlikteydik. Ece ve Emir hızla büyüdü, gelişim basamaklarını neredeyse aynı anda geçtiler. Altı ay boyunca en zor kısmın geride kaldığına inanmama izin verdim. Sonra bir telefon her şeyi değiştirdi. Emir altı aylıkken Zeynep işten eve dönerken geçirdiği bir trafik kazasında anında hayatını kaybetti. Ne bir uyarı vardı ne veda ne de hazırlanma fırsatı. Dünyam olan kız kardeşim bir anda yok olmuştu. Zeynep’in eşi Murat ise neredeyse hemen ortadan kayboldu. İlk başta onun da yasla baş edemediğini düşündüm. Günler geçti, telefon gelmedi. Haftalar geçti, cevap yoktu. Emir’i bana “geçici olarak” bıraktı ve sonra tamamen kayboldu. Bir gece Mert’le Emir’in beşiğinin başında dururken bana sordu: “Ne yapacağız?” Bebeğe baktım ve cevabı zaten biliyordum. “Onu biz büyüteceğiz. Artık o bizim.” Ece dokuz aylıkken evlat edinme sürecini başlattım. Emir’in büyürken kendini geçici hissetmesini istemiyordum. Sanki birileri onun gerçekten ait olup olmadığına karar verecekmiş gibi hissetmesini istemiyordum. Evlat edinme tamamlandığında Ece ve Emir neredeyse aynı boydaydı. Birlikte emeklediler. İlk adımlarını birkaç hafta arayla attılar. Onları kardeş olarak büyüttüm çünkü gerçekten kardeş oldular. İkisini de bütün kalbimle sevdim. Ece kendine güvenen ve açık sözlüydü. Emir ise düşünceli ve sakindi; konuşmaktan çok dinleyen bir çocuktu. Öğretmenleri ne kadar iyi kalpli olduklarını söylerdi. Diğer ebeveynler ne kadar şanslı olduğumu anlatırdı. 18 yıl düşündüğümden çok daha hızlı geçti. Üniversite başvuruları mutfak masasına yayılmıştı. Ece tıp okumak istiyordu. Emir ise mühendisliği düşünüyordu. Yeni bir hayata birlikte girdiğimizi sanıyordum. Ama en zor bölümün henüz başlamadığını bilmiyordum. Mart ayında sıradan bir Salı akşamıydı. Emir mutfağa girdi. Yüzü gergindi, çenesi sıkılmıştı. “Otur,” dedi, gözlerinden yaşlar akarken.
Reklamlar