Kocama haber vermeden

Kır evinin kapısını yavaşça ittim. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriye adım attığım anda burnuma keskin bir ilaç kokusu geldi. Ev normalde tertemiz olurdu ama şimdi ortalık karışıktı. Masanın üzerinde kutular, eski battaniyeler ve plastik torbalar vardı.

Kalbim daha hızlı atmaya başladı.

“Serkan?” diye seslendim.

Cevap gelmedi.

Bir adım daha attım. O sırada arka odadan hafif bir ses duydum… sanki biri inliyordu. Boğuk ve zayıf bir sesti.

Bir an donup kaldım.

İçimdeki korku büyüdü. “Ya gerçekten düşündüğüm şeyse?” diye geçirdim aklımdan. Ama yine de yavaşça o odaya doğru yürüdüm.

Kapı aralıktı.

Elim titreyerek kapıyı biraz daha açtım.

Ve o anda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. 😱

Odanın içinde üç tane küçük yatak vardı. Yataklarda ise… çocuklar yatıyordu. Çok zayıf görünüyorlardı. Birinin kolunda serum vardı. Bir diğeri battaniyeye sarılmıştı ve titriyordu.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamdan bir ses geldi.

“Buraya gelmemeliydin…”

Arkamı döndüm.

Kapının önünde Serkan duruyordu. Yüzü bembeyazdı.

“Bu… bu da ne?” diye fısıldadım.

Serkan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça kapıyı kapattı ve başını eğdi.

“Bunlar hasta çocuklar,” dedi sonunda. “Köyün biraz ilerisinde yaşayan bir aile var. Paraları yok. Hastaneye götüremiyorlar. Birkaç hafta önce tesadüfen öğrendim. Doktor olan bir arkadaşım gizlice gelip yardım ediyor.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Peki neden benden sakladın?”

Serkan derin bir nefes aldı.

“Çünkü sana söylemeden önce emin olmak istedim. Yardım edebilir miyim, gerçekten faydam olur mu diye… Ayrıca eğer başaramazsam seni de üzmek istemedim.”

Tam o anda yatakta yatan küçük kız gözlerini araladı.

“Abi… su…” diye fısıldadı.

Serkan hemen yanına gitti, bardağı doldurup çocuğa uzattı. O an onu izlerken içimdeki bütün korku yavaş yavaş eridi.

Ama tam rahatladığımı sanırken… gözüm odanın köşesine takıldı.

Orada eski bir dolap vardı.

Dolabın kapağı hafifçe aralıktı.

Ve içeriden… sanki biri hareket ediyormuş gibi çok hafif bir ses geliyordu.

Serkan da o sesi duydu.

Yavaşça başını kaldırdı.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Sen… o dolabı açtın mı?” diye sordu.

Başımı yavaşça salladım.

“Hayır…”

Serkan birkaç saniye dolaba baktı.

Sonra fısıldadı:

“Çünkü o dolap… kilitli olması gerekiyordu.” 😨
Reklamlar