belirdi.
Bana birkaç saniye baktı.
Ardından yüzündeki bütün renk çekildi.
“Sen…” dedi.
“Nevzat’ın eşiyim.”
Adam gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır beklediği kötü haberi sonunda almış gibiydi.
“Nevzat öldü mü?”
“Üç gün önce.”
Başını eğdi.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra kapıyı tamamen açtı.
“İçeri gel.”
Ev küçüktü ama düzenliydi. Duvarlarda eski siyah beyaz fotoğraflar vardı.
Saim mutfaktan iki bardak su getirdi.
Ben çantamdaki zarfı masaya bıraktım.
“Nevzat bunu size getirmemi söyledi.”
Saim zarfa bakınca eli titredi.
“Demek sonunda yaptı.”
“Ne yaptı?”
Cevap vermeden zarfı açtı.
İçinden noter onaylı belgeler, hisse devir sözleşmeleri ve küçük bir anahtar çıktı.
Belgeleri tek tek incelerken nefesimi tuttum.
Sonra bana baktı.
“Çocukların sana ne yaptı?”
Bu soru o kadar doğrudan geldi ki birkaç saniye konuşamadım.
“Beni yol kenarında bıraktılar.”
Saim’in yüzü sertleşti.
“Demek Nevzat haklıymış.”
“Ne konusunda?”
Adam arkasına yaslandı.
“Şirketin çocuklara kalmaması konusunda.”
Kalbim hızlandı.
Saim önüme bir belge koydu.
Nevzat’ın imzası vardı.
Şirket hisselerinin yüzde elli biri benim adıma devredilmişti.
Üstelik devir işlemi ölümünden altı ay önce tamamlanmıştı.
Eve ait tapu ise yıllar önce zaten benim üzerime geçirilmişti.
Koray’ın “Ev de şirket de artık benim,” derken aslında hiçbir hukuki dayanağı yoktu.
Şaşkınlıkla Saim’e baktım.
“Peki neden bana hiçbir şey söylemedi?”
“Çünkü sen çocuklarına güveniyordun.”
Bu söz içime oturdu.
Doğruydu.
Nevzat bazen Koray’ın paraya fazla düşkün olduğunu söylerdi. Aybike’nin de ağabeyinin etkisinde kaldığını düşünürdü.
Ben ise her seferinde onları savunurdum.
“Onlar bizim çocuklarımız,” derdim.
Saim masanın çekmecesinden eski bir dosya çıkardı.
“Nevzat üç ay önce beni aradı. Yıllardır konuşmuyorduk. Bana yalnızca şunu söyledi: ‘Çocuklarım annelerini korursa bu dosyayı yak. Ama onu mal için yalnız bırakırlarsa her şeyi ona anlat.’”
Boğazım düğümlendi.
“Dosyada ne var?”
Saim dosyayı önüme itti.
İçinden banka hareketleri çıktı.