"Oğlun veya mirasçın yok Tarık," dedim dişlerimin arasından, "ve asla olmayacak. Cemre'nin bir babası var. Ve o, kızını hiçbir bedele değişmez." Ertesi sabah dükkânın anahtarlarını teslim ettik. Sadece birkaç eşyamızı ve Leyla'nın o eski gülümseyen fotoğrafını alıp evden çıktık. Belki cebimizde paramız yoktu, belirsizliğe doğru yürüyor, yeni bir hayata sıfırdan başlıyorduk. Ama o soğuk kış sabahında, kızımın elimi sımsıkı tutuşunda hissettiğim sıcaklık, bana dünyanın en yenilmez, en zengin adamı olduğumu haykırıyordu. Yıllar önce Leyla'nın dediği gibi, o benim bebeğimdi ve ben de onun hak ettiği babaydım. Ve hiçbir karanlık, hiçbir tehdit bizi bir daha birbirimizden koparamazdı.