Geçen yıl her şey ilk kez bu kadar net gözüme battı. Hepsi arife günü geldi. Aynı saat, aynı acele. Sarılmalar kısa, sohbetler yüzeyseldi. Telefonlar hiç inmedi ellerinden.
Ama kimse şunu sormadı:
“İyi misin?”
“Yalnız mısın?”
“Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Yemekten sonra o tanıdık an geldi. Sessizlik… Bekleyiş…
Ama bu kez ayağa kalkmadım.
“Bu yıl zarfları vermeyeceğim,” dedim.
O an odanın havası değişti. Yüzler düştü, bakışlar sertleşti.
“Çünkü,” dedim sakince, “artık kimin beni gerçekten sevdiğini bilmek istiyorum.”
Ve sonra… yavaş yavaş gittiler.
Kapı kapandığında ağlamadım. İçimde garip bir rahatlama vardı.
Sonraki günler telefon çalmadı.
Bir hafta… Bir ay…
Derken bir sabah kapı çaldı. Emir’di.
“Para için gelmedim,” dedi.
Gülümsedim. “Biliyorum.”
O gün ona gerçeği anlattım. Zarfların artık olmadığını… Paranın bir vakfa bağışlandığını… Ama asıl mirasın para olmadığını.
Evim ve birikimlerim artık yanımda olanlara kalacaktı.
O günden sonra bazıları gerçekten gelmeye başladı.
Bazıları ise hiç gelmedi.
Şimdi 88 yaşındayım.
Bayramlarda evim daha sessiz.
Ama kalbim daha dolu.
Çünkü öğrendim:
Para insanları toplar. Yokluğu ise gerçeği ortaya çıkarır.