Şoktan nefesim kesildi, gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Adam ağlayarak devam etti: ‘Eşinizin vefatından altı ay sonra, kendi eşim aynı kansere yakalandı. Ve kendi şirketim, aynı maddeyi bahane ederek benim eşimin tedavisini de karşılamadı.
Eşimi kollarımda kaybettim. O gün ne büyük bir canavar yarattığımı anladım. Şirketten istifa etmeden önce, haksız yere ölüme terk ettiğimiz hastaların dosyalarına girdim. Eşinizin dosyasını ve kızınızın durumunu gördüğümde kahroldum.
Bütün kişisel servetimi kızınızın ameliyatına aktardım. Kendi ellerimle yıktığım bir aileyi, belki bir çocuğu yaşatarak tamir edebilirim sandım. Size kocamı geri veremem Elif Hanım… Ama kızınızı yaşatmak, benim bu hayattaki tek kefaretimdi.’
Adam dizlerinin üzerine çökmüş, takım elbisesinin tozu toprağa karışmış halde parkın ortasında hüngür hüngür ağlıyordu. Karşımda kocamın katili, aynı zamanda kızımın kurtarıcısı duruyordu. O gün o bankta, ne onu affedebildim ne de ondan nefret edebildim; sadece Aslı’ya sarılıp kaderin bu acımasız ve tuhaf oyununa ağladım.