Ertesi hafta, “yardım etmek için” benim evime taşındılar. Banu, yirmi iki yıllık yardımcımı işten çıkardı. Hemşiremi kendi seçtiği biriyle değiştirdi. Ziyaretçilere kafamın karışık olduğunu söyledi. Yönetim kurulu üyelerine iyileşme sürecimin dengesiz olduğunu iletti. Avukatım Metin Bey’e “duygusal olarak kırılgan” olduğumu ve rahatsız edilmemem gerektiğini bildirdi.
Banu’nun şanssızlığına, Metin beni Deniz’in süt dişleri dökülmeden öncesinden beri tanıyordu.
Yine de geldi.
Banu onu girişte durdurmaya çalıştı. Yatak odasının kapısından sesini duyabiliyordum.
“Şu an uyuyor.”
Metin, “O zaman memnuniyetle burada oturup uyumasını izlerim,” diye cevap verdi.
“Öylece içeri giremezsiniz.”
“Kızım,” dedi sakince, “ben federal mahkeme salonlarına bile bundan daha az izinle girdim.”
İçeri girdiğinde üzerinde eski gri takımı ve suların içindeki kan kokusunu almış bir adamın ifadesi vardı.
Yatakta dik oturmuş çayımı içiyordum.
Banu’nun çenesi anında gerildi.
Metin yanağımı hafifçe öptü. “Sinir bozucu derecede canlı görünüyorsun.”
“Yeni hobiler ediniyorum.”
Banu kollarını sıkıca kavuşturdu. “O çok bitkin.”
“Hayır,” diye düzelttim. “O, azat edildi.”
Oda sessizliğe büründü.
Banu gülümsedi ama bu gülüşün arkasında dişleri görünüyordu. “Leyla Anne, kendini küçük düşürme.”
Metin kucağıma bir dosya bıraktı.
İçinde sahte imzaların kopyaları, para transferleri, Banu ile bir emlak geliştiricisi arasındaki e-postalar ve mal varlığım üzerinde acil kontrol talep eden bir dilekçe taslağı vardı.
Deniz’in imzası son sayfanın en altındaydı.
Deniz fiziksel olarak hasta gibi görünüyordu.
“Anne,” diye fısıldadı. “Onun ne yaptığını anlamamıştım.”
Yavaşça bir sayfa daha çevirdim. “İmzalayacak kadar anlamışsın.”
Banu yaklaştı. “Bu saçmalık. Deniz senin varisin.”
Sakin bir şekilde, “Öyleydi,” dedim.
Gülümsemesi anında yok oldu.
Metin gözlüklerini düzeltti. “Leyla Hanım altı ay önce vakfını ve vasiyetini revize etti. Deniz, sadece mal varlığına karşı hiçbir yasal işlem başlatmaması şartıyla mütevazı bir yıllık ödeme alacak. Banu ise kesinlikle hiçbir şey almayacak. Tüm mülkler önümüzdeki elli yıl boyunca Leyla Hanım Vakfı koruması altına alındı.”
Banu sanki ona vurmuşum gibi bana baktı.
“Bunu yapamazsın.”
“Yaptım bile.”
Gözleri öfkeyle parladı. “Yaşlısın. Hastasın. Mahkemeler böyle şeyleri bozar.”
Metin keyifle cevap verdi: “Mahkemeler evraklara bayılır. Özellikle de üç doktor tarafından şahitlik edilmiş, noter tasdikli evraklara.”
Banu keskin bir şekilde Deniz’e döndü. “Bir şey söylesene!”
Deniz ağzını açtı.
Bir parmağımı kaldırdım.
Anında sustu.
Sonra ona en çok korkması gereken o ipucunu verdim.
Yumuşak bir sesle, “Ses kayıt cihazı harika çalıştı,” dedim.
Banu’nun yüzündeki tüm renk çekildi.
Metin hafifçe gülümsedi.
“Hastane yönetim kurulu cuma günü toplanıyor,” dedi. “Dikkatli giyinmenizi öneririm.”