Benim ikizlerim, Zeynep ve Elif, iki yıl önce ölmüştü. Beş yaşındaydılar. Bu yüzden bir çocuğun onları “sınıf arkadaşım” diye işaret etmesi mümkün değildi. Ama yine de o sözler içimde garip bir ürperti uyandırdı.
Eşim Serkan’la yıllarca çocuk sahibi olmayı beklemiştik. Hastaneler, testler, umutlar ve hayal kırıklıkları… Sonunda ikizler doğduğunda hayatımızın en büyük mucizesi gerçekleşmişti. Zeynep sessiz ve düşünceliydi, Elif ise kahkahasıyla evi dolduran küçük bir fırtına gibiydi. Evimiz onların sesiyle, oyuncaklarıyla ve bitmeyen sorularıyla doluydu.
Sonra bir akşam her şey bitti.
O gün onları bir bakıcıya bırakmıştım. Serkan geç gelecekti, benim de kısa bir işim vardı. Döndüğümde ambulanslar evimizin önündeydi. O geceden sonra hayatımın nasıl parçalandığını hâlâ tam anlatamam. Doktorlar bunun talihsiz bir kaza olduğunu söyledi ama Serkan bunu asla kabul etmedi.
“Onları yalnız bırakmasaydın yaşıyor olacaklardı,” dedi bana defalarca.