Bu sözleri o kadar çok duydum ki sonunda kendi zihnim bile bana karşı dönmeye başladı. Oysa bakıcıyı eve ilk öneren kişi Serkan’dı. Ama yas, mantığı dinlemez. Bir yıl içinde evliliğimiz çöktü. Boşandık ve birbirimizle konuşmayı bıraktık.
Şimdi, iki yıl sonra ilk kez mezarlığa tek başıma gelmiştim.
Çiçekleri mezar taşlarının önüne bıraktım. Üzerlerinde gülümseyen fotoğrafları vardı. O gülüşler zamana meydan okur gibi aynı kalmıştı.
Tam o sırada o küçük çocuk konuşmuştu.
“Anne… bu kızlar benim sınıfımda.”
Annesi hemen utanarak başını salladı. “Özür dilerim,” dedi bana. “Muhtemelen karıştırdı.”
Ama içimde bir şey buna izin vermiyordu.
“Lütfen,” dedim çocuğa yaklaşarak. “Ne demek istedin?”
Çocuk mezar taşına baktı. Parmaklarıyla Zeynep’in fotoğrafını gösterdi. Sonra Elif’inkini.
“Onlar,” dedi gayet emin bir sesle. “Okulda bizimle oynuyorlar.”
Bir an nefesim kesildi.
“Nasıl yani?” diye fısıldadım.
Çocuk sanki çok normal bir şey anlatıyormuş gibi omuz silkti. “Bahçede oynuyoruz. İkisi de ikiz. Biri saçlarını hep arkadan bağlıyor, diğeri koşmayı çok seviyor.”
Boğazım düğümlendi.